<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859</id><updated>2011-12-30T12:12:20.041-08:00</updated><category term='düşünü'/><category term='yaratıcılık'/><category term='a birgil'/><category term='tepki'/><category term='çirkin'/><category term='gerçek'/><category term='tasarım'/><category term='sezgi'/><category term='karşıtlık'/><category term='düşünce'/><category term='tasarım disiplini'/><category term='insanlar tasarımcı'/><category term='olan'/><category term='güzel'/><category term='eylem'/><category term='tasarım eğitimi'/><category term='yaratım'/><category term='deneyim'/><category term='sevgi'/><category term='endüstri tasarımı'/><category term='tasarım üzerine denemeler'/><category term='armağan birgil'/><category term='düzen'/><title type='text'>Tasarım Üzerine Denemeler</title><subtitle type='html'>Armağan Birgil</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>19</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-8552373204254143478</id><published>2011-12-30T12:07:00.000-08:00</published><updated>2011-12-30T12:12:20.051-08:00</updated><title type='text'>Ürün Tasarımı</title><content type='html'>Ürün Tasarımı mesleğinin kırkıncı yılı kutlamalarını izlerken, zaman içinde birikmiş ve gelecekte acilen çözülmesi gerekli soru ve sorunlar ortaya çıktı. İzninizle ‘olanı’ paylaşmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ürün Tasarımcısı olarak sayısız sorunla karşı karşıyayız. Bilim ve eğitimin insani sorunları çözebileceğini sandık. Ama yanılmışız. Sorunlar ve sorular azalacağına tarihte yaşanmadık boyutlarla karşımızda. Isınan Dünyamız için acil çözüm gerekli. Tek bir günü bile harcayacak zamanımız yok. Dini, etnik coğrafi ayrılıklar, insanın insana düşmanlığı, vahşet hepsi acil çözüm bekleyen sorunlar. Yeryüzünün bugün karşılaştığı çevre felaketi son yıllarda gerçekleşip gençlere bıraktığımız miras değil; aksine son birkaç yüzyılın açgözlülüğü, umursamazlığı. Eğitime özen gösteren az sayıdaki ülkede bile toplumsal çürüme ölçülemez boyutta. Şiddet orta hatta ilköğretimi tehdit eder durumda. Süper gelişmişliği ile öğünen ülkelerde bile anlamsız toplu öğrenci katliamları var. Düzensizlik, çatışma, korku ve mutsuzlukla boğuşuyor insanlık. Yaşam acılarla dolu ve biz onlarla nasıl mücadele edileceğini bilmiyoruz.  Acının sona ermesiyle mutlu yaşam başlamaz mı? Acıyla nasıl baş edeceğimizi bilmeden mutlu olabilmek mümkün müdür? Yeryüzünün her köşesini sarmış yangını sonlandıracak zamanımız var mı? Mutlu değilsek yaşamın anlamı ne? Geleneksel düşüncenin artık çözüm üretemediği ortada. İnsanlığın büyük değişim eşiğinde olduğunu görmemek mümkün değil. İnsanın, insanlığın ayakta kalabilmesi için araştırması, sorgulaması, keşfetmesi, her şeyden şüphelenmesi ve yeni çözümler üretmesi gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm, sayısız bölünmüşlük içinden mi çıkar? İnsan sorgulamaktan korktuğu için mi çözüm aramaktan kaçmış? Kaçmanın anlamı ne? Yeryüzünün her köşesini saran düzensizlik Tasarımcıyı, Ürün Tasarımcısını ilgilendiren yaşamsal varoluş sorunu mudur? Yoksa konu uzmanların çözeceği, biz tasarımcıların ise seyahat ederek, para kazanarak, günü gün ederek işi oluruna mı bırakması gerekir? Bir yanda çılgın rekabet içinde hırsla kişisel başarıya odaklanmış diğer yanda, sevgi yumuşak kalplilik, barıştan söz ediyorum, bunun ikiyüzlülük olduğunu görmek neden işime gelmiyor? Rahatım kaçacağı için mi? Dünyanın yarısı açlık sınırında veya açsa ben nasıl rahatımdan bir nebze olsun ödün vermeğe yanaşmam? Eğer komşumun, iş arkadaşımın, meslektaşımın rahatını gözetmeyeceksem her fırsatta kolayca kullandığım; öğrencimi, eşimi, ailemi seviyorum lafının anlamı ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya genelinde Ürün Tasarımcısı veya Tasarım eylemi içinde olanlar çevresine nasıl tepki göstermiş? Üretim içindeki bir sorumlu olarak doğaya yaptığı tahribatı nasıl algılamış? Tasarımcı çevresine yeterince duyarlı olabilmiş mi? Yoksa sorumluluğu üst düzey planlamacılara mı yıkmış? Çevreye olan duyarlılık siyasi politikalar içinde mi yer almalıydı, yoksa her bireyin tek-tek sorumlu olması gereken “eylem” içinde mi çözüm aranmalı? Eğitim çevre sorunlarını ne kadar önemsemiş? Çevre; yüksek lisans ve doktora tezlerinde hangi yıllar, hangi sıklık ve oranda yer almış? Profesyonel tasarımcı para kazanmanın ötesinde çevresini ne ölçüde önemsemiş? Çevre sorunları işletme ve eğitim içinde önemsenmiş mi? Düşünce; çevreyi, kendi kirliliğini, eğitimde ve işyerinde demokrasiyi neden yok saymış? Tasarım eğitimi çevre sorunlarını felsefi, teorik bilgi üreterek mi çözmeğe çalışmalı yoksa içinde mi yaşamalı? Çevre ve düşünce kirliliği, birbirinden ayrı konular mıdır? Düşünce kirlilik yaratan doymaz işleyişini kavradığında kirlilik kendiliğinden ortadan kalkmış olmaz mı? Düşünce kirliliği ile başlayan sorunlar çevremizi ve dolayısıyla yeryüzünü artık onarılması mümkün olmayan noktaya mı getirmiştir? Çözüme bütünün sorgulanmasıyla mı ulaşılır, yoksa “okulumu diğer okullardan daha iyi olduğunu nasıl kanıtlarım” sorununu analiz ederek mi? Düşünce analiz ederek sorun çözebilir mi? Edebilirse yüzyıllardır neden başarısız? Düşünce felsefi teoriler geliştirmek yerine neden kirliliğinin kaynağını saptayıp sorunlarını daha başlarken çözmek yerine ertelemek yolunu seçmiş? Felsefe sorun çözer mi?  Yoksa sorun mu üretir? Eğitim, felsefeyi neden önemser? Kimilerinin gerekli ya da gereksiz olarak nitelediği Tasarıma felsefe üretmenin amacı ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarım eğitimi neden çizerek düşünmeyi, kağıt üzerinde araştırmayı, çizimle anlatım becerisini küçümser? Çizemeyen mi küçümser? Düşüncenin “çizen eli” küçümsemesi altında yatan önemli neden ne? Çizme yeteneğini kaybetmek veya gelişimine aldırış etmemek, bilgisayara güvenerek tasarlamak yaratıcılığı sınırlamaz mı? Tasarlayan düşünce ve çizen el eşzamanlı hareket etmek durumunda değil midir? Ürün tasarımı; renk, biçim ve yeSni teknolojiler yardımıyla çevreye zarar vermeden yaşamı kolaylaştırmaz mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneyimli Tasarımcı geçmişiyle öğünen “romantizm” yerine yaşadıklarının ayrıntılarını geniş kitlelerle paylaşması ve gelen tepkilerden ders alması gerekmez mi? Tasarlayan neden kendini planlayan, üreten, arasında görmeyi arzular? Yatırım, ürün, üretim planlaması içinde demokrat ya da anti demokrat güç kullanan yönetim ne ölçüde tasarımcıya pastadan pay ayırır? Tasarımcı uygulayan mıdır? Yoksa planlayan mı? Tasarımcı neden karar mekanizmasının en üst kademelerinde yer almayı düşler? Düşlerinin ne kadarı gerçekleşir? İşletme -yatırımcı, mühendis, pazarlamacı, tedarikçiler, v.s.- radikal kararlar alırken Tasarımcıyı yalnız mı bırakır? Söz konusu yaşamsal kararları alırken tasarımcı özgür müdür? Endüstri, Ürün Tasarımcısını istediğini tasarlaması konusunda özgür bırakır mı? Yönetim, Tasarımcıyı baskı altında tutuyorsa, “yaratıcı eylem” tahakkümden kurtulabilir mi? Nasıl kurtulur? Tasarımcı üst düzey karar mekanizması içinde ne sıklıkla görev alır? Görev alabilir mi? Üst düzey yatırım, işletme kararlarını kim alır? Tasarımcı yaşamsal kararların alınmasında ne ölçüde etkin rol oynar? Radikal kararlar mühendislerce mi, yoksa tasarımcılar tarafından mı alınır? Bu tür araştırmalar yüksek eğitim sistemi içinde neden yer almaz? Ortaya çıkan sonuçlar neden geniş kitlelerle paylaşılmak istenmez? Kurumların birbiriyle olan rekabeti nedeniyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meslekler ve kişiler arası gerekli gereksiz rekabet, düşünce sağlığı ve mutluluk önünde engel sayılmaz mı? Rekabet içinde hırslanan biri mutlu olabilir mi? Kıskanan bilinç mutlu olabilir mi? Mutlu olamayacaksa yaşamın anlamı ne? Tasarlanan ürünler, sistemler insanın mutluluğu için değil midir? Kullandığımız ürünlerle yaşam tarzımızı belirlemiş olmaz mıyız? Düşünce özgür olmaksızın mutlu olabilir mi? Ekonomiye, siyasete, geleneğe, inanca, hazza, eğlenceye, içkiye, uyuşturucuya tutsak bilinç mutlu yaşayabilir mi? Bilincin özgür kalabilmesi için tarafsız, şartlanmamış, olağanüstü uyanık olması gerekmez mi? Başarılı olma tutkusu içinde haz, romantizm ve dolayısıyla korku yok mudur? İnsan korku içinde yaşıyorsa mutlu olabilir mi? Korkudan korkan gözlemci nasıl mutlu ve özgür biri olabilir? Korkan biri anlamak kavramak yerine neden rahatına, kolay olana, geçmişin romantizmine sarılır? Başarılı olamama korkusu içinde yaşayan bilinç özgür müdür? Bilinç veya elle tasarlanmış imgelere tapmak, insanın tutsak oluşunu göstermez mi? Bilincin mutlu olabilmesi için; bakma, sorgulama, korkusuzca araştırma yetisini kazanmış olması gerekmez mi? Zengin fakir her kesimden insanın içine düştüğü sefaleti, gerekli gereksiz lüksü, kıskanç oluşunu, güce olan tutkusunu sorgulamaktan kaçınan bilinç nasıl mutlu olur? Korkunun; rekabetçi dolayısıyla saldırgan ruhun, kıskançlığın mutluluk önündeki engeller olduğunu görüp bunlardan ‘o’ anda kurtulmak mümkün değil midir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A. Birgil, Arl. 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-8552373204254143478?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/8552373204254143478/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=8552373204254143478' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/8552373204254143478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/8552373204254143478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2011/12/urun-tasarm-mesleginin-krknc-yl.html' title='Ürün Tasarımı'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-528098314452491984</id><published>2010-08-17T03:10:00.001-07:00</published><updated>2010-08-17T03:20:49.425-07:00</updated><title type='text'>Devrim ve ideoloji</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TGpiAxvb7LI/AAAAAAAAAHw/-53Ui0ZOmx0/s1600/IMG_6205.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 150px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TGpiAxvb7LI/AAAAAAAAAHw/-53Ui0ZOmx0/s200/IMG_6205.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5506321259905674418" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;uğruna insanlara eziyet etmekten hoşlanan, onların yok oluşlarına aracı olan insanlar tanıdık. Diğer insanların yoksulluğunu görmezden gelen, şiddeti, toplumsal çürümeyi sanki yaşamın doğal uzantısı gibi görenler vardı aralarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgisizlik en küçük aile biriminden geniş kitlelere benliğe işlemiş durumda. Kıskançlık, çekememe, aç gözlülük ve nefret insanlık tarihinin hiç karşılaşmadığı boyutlarda. Sevgisizliği, şiddeti, cinayeti; aile, kurumlar veya uluslararası ilişki içinde görmek mümkün. İnsanın diğer canlılarla olan ilişkisi de öldürme üzerine. Kimyasal yok ediciler her gün yüzlerce canlıyı ortadan kaldırıyor. Ve bunu gelişim adı altında yapıyor. Günümüzde binlerce canlı nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Çoğunluk içinde sevgisizliği fark eden az sayıda insan var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soykırımdan birey olarak sorumlu olduğumuz söylenebilir mi? Kendimizi soykırımın etkin veya dolaylı sorumlusu olarak görüyorsak ne yapabiliriz? Farkında olan az sayıda insan kendi soyunu da yok edecek olan kırım için ne yapabilir? Benliğimizi tutsak etmiş korkunç sevgisizlik için birey olarak bir şey yapılabilir mi? Soruna senin benim sorunum olarak mı yaklaşılır yoksa sorun hepimizin ortak sorunu mu? Farkında olan ve umursamaz aynı dünyada yaşamak zorunda. Bu ne senin dünyan ne de benim. Olağandışı güzellikteki doğası ve canlılarıyla ortak yaşam alanımız. Dünya neyse ben oyum. Dünyanın bilinci benim bilincim. Diğer canlılar olmadan yaşamımı sürdürmem imkânsız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-528098314452491984?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/528098314452491984/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=528098314452491984' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/528098314452491984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/528098314452491984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2010/08/devrim-ve-ideoloji.html' title='Devrim ve ideoloji'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TGpiAxvb7LI/AAAAAAAAAHw/-53Ui0ZOmx0/s72-c/IMG_6205.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-2888422464666924727</id><published>2009-10-29T03:59:00.000-07:00</published><updated>2010-01-31T09:47:12.572-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tepki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım disiplini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım üzerine denemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armağan birgil'/><title type='text'>Eğitim komisyonu</title><content type='html'>Değerli Üyelerimiz,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda endüstriyel tasarım eğitiminde hızlı bir büyüme ve yaygınlaşmaya şahit olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son beş yılda Türkiye’de Üniversitelerde Endüstri Ürünleri Tasarımı lisans eğitimi veren bölümlerin sayısı 7’den 17’ye çıktı. Bu bölümlerin 6’sı devlet, 11’i vakıf üniversitelerinde yer alıyor. Bu bölümlere yılda yaklaşık 760 öğrenc giriyor. Bölümler farklı fakültelerin altında (Mimarlık, Güzel Sanatlar, Sanat ve Tasarım, Mimarlık ve Tasarım, Mühendislik Mimarlık gibi) farklı isimlerle (Endüstri Ürünleri Tasarımı, Endüstriyel Tasarım ve Endüstri Tasarımı) yer alıyor ve farklı sınav türleriyle (SAY-2 ve Özel Yetenek) öğrenci alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir yıl içinde Bilecik Üniversitesi Pazaryeri Meslek Yüksek Okulunda ve Namık Kemal Üniversitesi (Tekirdağ) Çorlu Meslek Yüksek Okulunda “Endüstri Ürünleri Tasarımı” adıyla iki önlisans programı açıldı. Dört yıllık okullarla iki yıllık okulların isimlerinin aynı olmaması gerektiğine ilişkin ETMK’nın YÖK’e gönderdiği itiraz yazısına cevap gelmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlköğretim 6. 7. ve 8. sınıf öğrencileri için “tasarım ve teknoloji” dersleri başlatıldı. Mesleki ve Teknik Ortaöğretim Kurumlarında “tasarım ve teknolojisi” adıyla programlar kuruldu. Bu programlardan iki yıllık endüstri ürünleri tasarımı bölümlerine sınavsız geçiş yapmak mümkün. Haziran ayında, “İMMİB Endüstriyel Tasarım Meslek Lisesi”nin inşasına başlandığına ilişkin haber basında yaygın olarak yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu gelişmeler endüstriyel tasarımın ihtiyaç duyulan bir meslek olduğunun, ilköğretimden başlayarak tasarım bilincinin yeni nesillere kazandırılması gereğinin ve tasarım sürecinde farklı seviyelerde (ara eleman ve uzman) eleman ihtiyacının farkına varıldığını düşündürtmesine karşın, farklı seviyelerde verilen eğitim programlarınınisimlerinin aynı olmasının yaratacağı yetki kargaşası, hızla çoğalan lisans programları arasında standardizasyonu sağlama güçlüğü gibi sorunlar meslek kuruluşu olarak bizleri yakından ilgilendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunları tartışmak, çözüm önerileri geliştirmek, eğitim politikalarını belirleyen ve uygulayan kuruluşlara sesimizi toplu halde duyurmak için bir eğitim komisyonu oluşturuyor, üyelerimizi bu komisyonda görev almaya davet ediyoruz. Bir yıl önce İstanbul Şubemizin girişimiyle kurulan komisyonların içinde eğitim komisyonu da vardı. Bu komisyonun üyeleri Sn. Seçil Şatır ve Sn. Barış Altındağ meslek liseleri konusunda kapsamlı bir rapor hazırladılar. Kendilerine birkez daha teşekkür ederiz. Şimdi bu komisyonu hem konu ve kapsam hem de katılımcı sayısı açısından genişletmek, ön lisans programları ve meslek liselerine öncelik vermek üzere farklı okullardan temsilcilerin ve farklı alanlarda uygulama yapan meslektaşlarımızın katılımıyla bir yol haritası çizmek istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğunluğun izinde olduğu bir dönemde olduğumuz için komisyon çalışmalarımızı bir süre internet üzerinden görüş alışverişiyle yürütecek, istek doğrultusunda Eylül ayında bir toplantı yapacağız. Komisyonda görev almak isteyenlerin serbest görüşleriyle birlikte en geç 20 Ağustos tarihine kadar genelmerkez@etmk.org.tr &lt;br /&gt;&lt;mailto:genelmerkez@etmk.org.tr&gt; adresine bildirmeleri rica olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla&lt;br /&gt;Gülay Hasdoğan&lt;br /&gt;.........................................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhabalar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egitim konusunun, oduller, konseyler ve sergiler gibi "isiltili" projelerle yuklu ETMK gundeminde kendisine nihayet bir yer bulabilmis olmasi sevindirici. Konuyu dar anlamda "egitim-ogretim" olarak degil de, tasarim piyasasinin insan kaynaklari arzının niteligi ve hacmi olarak algilayabilenler icin konusunun onemi ve meslegin gelecegi uzerindeki etkisini ayrica aciklamaya gerek yok. Ancak ETMK "Genel Merkezi" nin bu cagrisi korkarım oldukca gec kalmis ve cılız bir girisim. Egitim konusunda karsimizacikan ve son 3-4 yıldır "geliyoruz" diyerek adım adım buyuyen mevcut problemler yıginini, bugun mesleki cikarlar acisindan uygun bicimde cozebilmek, tupten cikmis dis macununu geriye sokmak kadar zor bir is.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asagidaki listeye ben de bir eklemede bulunmak istiyorum; kontrolsuz bir sekilde acilmaya baslanan ve ozel mesleki egitim sirketleri ve dersaneler tarafindan verilen endustriyel tasarim sertifika kurslari. Bunlarla ilgili kaygilarimi ve bunlarin linklerini hatirladigim kadariyla bir, iki yil once Ankara daki "genel" ve İstanbul'daki "yerel" sayin baskanlara da ilettim. Ama anladigim kadariyla bu sertifika kurslari hala bir problem olarak algilanmiyor (veya sanirim "Genel Merkez" in tehdit algisi fazlasiyla secici :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu oldukca kapsamli ve zor. Tatilin ortasinda bunlari tek tek ele alacak degilim. Sadece ETMK nin YOK'e yolladigi ve cevapsız kalan yaziya dair bir notla bitirmek istiyorum. Bu konuda EUTB bolum baskanlari iletisim grubu listesinde ETMK nin YOK nezdinde goruslerinin daha fazla dikkate alinmasi icin bir onerimiz olmustu; ETMK oncelikle EUT Bolumlerinin ilk kuruldugu 4, 5 universitenin rektorluklerinden bu konuda yazili bir gorus isteyebilirdi ve sonucta ITU, ODTU, MSGSU, MU ve AU gibi universite rektorlerinin imzalariyla desteklenmis, daha guclu, belki daha etkili bir gorus yazisi YOK e ulasabilirdi. ETMK acililiyet vs diyerek - ki aslinda konuyu gundeme tasiyan da Bolum baskanlari grubuydu - tek basina yazmayi tercih etti. Umarim olumlu veya olumsuz bir yanit alir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETMK yonetimi eger egitim konusunda gercekten ciddi ve samimi ise, ortak akil ve strateji nedir, nasil olusturulur, nasil hayata gecirilir gibi sorular uzerinde tekrar ve uzun boylu dusunmesinde fayda var. Yoksa korkarim bu zaten cok gec kalmis ETMK girisimi, "dostlar alis-veriste gorsun" den oteye zor gider...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam ve sevgiler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alpay Er&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;........................................................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Değerli hocam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETMK ve egitim konusundaki goruslerinize katılmamak elde değil.&lt;br /&gt;Sizi yürekten kutluyorum. Yillar once ben de ODTU kimlikli ETMK'nin &lt;br /&gt;basari sansinin az olacagı konusunda bir elestiri yapmıstım. (Doğru veya yanlis &lt;br /&gt;dusunuyor olmam dogaldir)&lt;br /&gt;Ne yazik ki ETMK yanit verme zahmetini bile göstermedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım size verilen yanıt diger tasarımcılar tarafindan da izlenme sansini yakalar.&lt;br /&gt;Eger acık, konusabilen, elestirebilen toplum olma sansinini hala yitirmedigsek.&lt;br /&gt;Boyle bir sansimiz yoksa yapacak çok sey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygilarimla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birgil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;......................................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gulay Hasdogan wrote: &lt;br /&gt;Değerli Üyelerimiz, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önerileriniz ve yapıcı eleştirileriniz bizler için çok önemli. Elbette ki eğitimin sorunlarına ilişkin sizlere özetlemeye çalıştığımız liste tam değildir ve sizlerin önerileriyle genişleyecektir. Sn. Alpay Er'in aşağıdaki yazısında yer alan bazı ifadeler yanlış anlamlar içerdiği için bir kaç düzeltme yapma gereği duyuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim konusu ETMK'nın gündeminde ilk kez yer almıyor. Web sitemizde ve tanıtım kitapçıklarımızda belirtildiği ve çoğumuzun da bildiği gibi ETMK, 15 yılı aşkın süre içinde düzenlediği ulusal öğrenci forumları, üniversitelerarası çalıştaylar, düzenlediği veya desteklediği öğrencilere yönelik tasarım ödülü, yarışma ve takdir ödülleriyle eğitimin başarılı örneklerini ön plana çıkarmayı, farklı eğitim kurumları arasında etkileşim yaratmayı ve eğitim kurumlarının bilgisini ve uzmanlığını düzenlediği tüm etkinliklere aktarmayı hedefledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETMK, 2000 yılında Trakya Üniversitesi, Çorlu Meslek Yüksek Okulunda açılan ön lisans programına eğitim komisyonu kurarak itiraz yazısı yazdı. ETMK o zaman da bu yazısına cevap alamadı ancak belki bu yazısının etkisiyle, belki de başka bir nedenden ötürü bölüm bir süre sonra kapatıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2006'da endustriyel tasarim alaninda egitim veren bolumlerin baskanlari bir araya gelerek ETAP'ı (Endustriyel Tasarim Akademik Platformu) kurdular. Ayni yil ETMK, ETAP'la birlikte hareket ederek, endüstriyel tasarımın mimarlığın alt branşı sayılamayacağına ilişkin görüşünü Mimarlık Okulları Bölüm Başkanları Grubuna yolladı ve bu tepkisini web sitesinde yayınladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETMK, 2006-2007 yılları arasında tüm üyelerini davet ettiği sivil toplum çalıştaylarında misyon vizyon ve stratejik planını belirledi. İki çalıştayını ETAP üyelerinin de katılımını sağlamak icin ETAP toplantılarının ertesi gününde organize etti. Kasım 2007'de tamamlanan stratejik planına eğitim alanında akreditasyon ve mesleki eğitim alanı ve düzeylerinin tanımlanması gibi konuların eklenmesi önerilince ETAP üyelerinin de görüşleri doğrultusunda bu konulardaki gorevlerin ETAP'in faaliyet alanina dahil oldugu ve ETMK'nin stratejik plani icinde yer almaması gerektiğine karar verildi. Öte yandan, ETAP birincil erişim paydaslarimiz arasına eklendi. ETAP daha sonra ismini "Endustri Ürünleri Tasarımı Bölümleri Akademik Konseyi" (ETAK) olarak değiştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre önce ODTÜ EÜTB Bölüm Başkanı olarak atanmam nedeniyle ETAK'ın da üyesi oldum. Bilecik Üniversitesinde 2 yıllık bir Endüstriyel Tasarım bölümü kurulduğu haberini 12 Mayıs'ta ETMK kanalıyla öğrendim ve aynı gün ETAK'a ilettim. ETMK'nın 2000 yılında yazdığı görüş doğrultusunda Yönetim Kurullarımızca YÖK'e yollanmak üzere oluşturduğumuz yazıyı ETAK'ın da görüşüne sundum. ETAK üyelerine ayrıca 2000 yılında olduğu gibi ETMK içinde bir eğitim komisyonu kurarak birlikte görüş iletmeyi, veya ETMK'nın görüş yazısına paralel olarak bölümlerin de aynı zamanda YÖK'e yazmasını veya benzer bir yazıyı ayrıca ETAK olarak da yollamayı teklif ettim. ETAK'tan, ETMK'nın rektörlükler (sadece beş üniversitenin rektörlükleri değil, tümü) aracılığıyla bölümlerden görüş istemesine, ve topladığı görüşleri YÖK'e yollamasına ilişkin bir öneri geldi. Bu sadece önerilerden biriydi, ETAK'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ın genel görüşü değildi. Süreci çok uzatacağı ve üniversitelerin yeni kontenjanları duyurulmadan ve yaz tatiline girilmeden tepkimizi YÖK'e iletmemiz gerektiği için eğitim hakkında daha geniş kapsamda görüş soran bir yazıyı daha sonra rektörlüklere iletmeye karar vererek, ETAK'tan gelen görüşlerin de doğrultusunda metni revize ettik ETMK'nın görüşünü 20 Mayıs'ta YÖK'e ve üniversitelerin rektörlüklerine gönderdik. ETAK da 9 Haziran'da yaptığı toplantının ardından aynı doğrultuda bir görüş yazısını tüm bölüm başkanlarının isimleriyle YÖK'e gönderdi. Dolayısıyla gösterilen tepki cılız bir tepki olmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETMK olarak şimdi kurduğumuz eğitim komisyonu eğitim alanındaki sorunları genel çerçevede değerlendirecek ve uygun gördüğü konularda bölümlerden görüş alarak derleyecek ve ilgili makamlara iletecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topluma ve endüstriye iyi tasarımı tanıtmak, endüstri ile tasarımcıları buluşturan etkinlikler düzenlemek elbette ki ETMK'nın görevlerindendir. Eğitim konusu ETMK'nın gündemine aldığı konulardan sadece biridir. Tasarım eğitimi konusunda aktif olarak görev almak isteyen eğitimcileri ve bölüm başkanlarını komisyonumuzda görmekten mutluluk duyarız. Öte yandan da ETAK gibi paydaşlarla eğitim konusunda paralel veya birlikte hareket etmeyi zaten yapılageldiği gibi sürdürmeyi de arzu ederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETMK'nın eğitime yönelik yürüttüğü yukarıda saydığım çalışmaların sadece bir bölümünde bulundum. Bunları farklı dönemlerde farklı yönetimler ortak hedefler doğrultusunda özveriyle yürüttüler. Bu platformun büyük bir kısmı bu çalışmalara emek veren üyelerimizden oluşuyor ve zaten anlattıklarımı biliyorlar. ETMK'nın biz (hepimiz) olduğunu unutmamamızı, ancak birlikte hareket edersek sonuca ulaşabileceğimizi hatırlatır saygılarımı sunarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülay Hasdoğan&lt;br /&gt;ETMK Başkanı&lt;br /&gt;Sent: Wednesday, August 12, 2009 2:38 PM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..............................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar merhaba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burokrat ve politikacinin dilinde malumat bol ama yanit yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi adima, ortada bir yanlis anlama filan yok. O  yuzden sayin "genel baskan" inimizin soyundugu turden bir "duzeltmeye" de hic gerek yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egitim konusunun ETMK gundeminde ilk kez yer almadigi herkesce malum. Okudugunu dogru anlayan ve ETMK nin gecmisteki faaliyetlerinden biraz haberdar olan herkes icin ortada bu tur bir iddia olmadıgı da acik sanirim.  Keza, 2000 yilindaki egitim komisyonunun  baskanligini yuruten, 1998 deki ilk ETMK universitelerarasi calistayi ITU'de organize edenlerden ve yine 1998'deki Tasarim Egitimi konulu "Nesnel" kitap/dergiyi ETMK adina derleyenlerden birisi olarak mesajdaki kastimin bu olmadigi da asikar herhalde.  ETMK nin ("onlar" degil ama) "hepimiz" oldugunu vaaz eden Sayin "genel baskan" tarafindan da bunlarin  gayet iyi bilindigini varsayiyordum. Ama, anonimlestirilmis bir gecmis uzerinden bugunku icraatını savunmanin bir bedeli de kronik hazifa kaybi olsa gerek ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesajimdaki kasit, hayatini endustriyel tasarim egitim ve arastirma sektorunde kazanan bir ETMK uyesi olarak mevcut ETMK yonetiminin sektorume gerekli ilgiyi gostermediginden sikayet etmekti. Yoksa Agustos'un ortasinda, tatilde  ETMK polemigi cekilir gibi degil. Konu ETMK nin son donem yonetimlerinin, son 3-4 yildir egitime dair gelismeler ve problemler birbiri ardına ortaya cıkarken, en hafifinden bu konulara duyarsız kalmis olmaları ve bugunku girisimin de gec kalmis oldugu elestirisinden ibarettir. Elestirilere maruz kalmak her demokratik yapida yonetim mevkilerinde bulunanlar icin surecin dogal bir bilesenidir. Yanlis anlamalari duzeltmek filan ... Bunlara gercekten gerek yok, anlayan anlayacagini anliyor :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sn Gulay Hasdogan'in  ilave mesajindan bir kez daha anliyorum ki; mevcut ve son donem ETMK yonetimlerinin egitim konusuna yaklasimi gelismelere gecikmeli ve cılız tepkiler vermekten oteye gitmiyor. Gecikmeli cunku  inisiyatifi yok, tepkisel. Cılız cunku sonuclar uzerinde etkisiz. (Mimarlık Bolum Baskanlarina yazilan yazi vb. ETAK inisiyatifidir). Tabi unutmadan, ETMK yonetiminin  "eğitim alanında akreditasyon ve mesleki eğitim alanı ve düzeylerinin tanımlanması gibi konuların ETMK'nin stratejik plani icinde yer almaması gerektiğine karar verildigini" ogrendigimiz ETMK strateji belirleme toplantilarinin tarihlerini,  Bolum Baskanlari toplantilarinin tarihlerine gore ayarlamak gibi onemli bazi "onemli" girisimleri de olmus.  Insan, zamanlamasi bu kadar ince dusunulmus toplantilarda nasil boylesine "tutarli" stratejiler olusturabilmis dogrusu merak ediyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki, sayin "genel baskanin" bolum baskanligini da ustlenmis olmasi nedeniyle ETAK uyesi olmasi sayesinde egitim konularındaki ETMK ilgisizligi veya zaafinin da artik "kurumsal" olarak asildigini anliyoruz ki, ETMK (hepimiz) icin hayirli olsun! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selamlar, sevgiler ve iyi tatiller (hepimize degil, tatildekilere tabi ki ... )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr. Alpay ER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...............................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli hocalarım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güründüğü kadarıyla tartışma üç başlık altında sürüyor. Devlet Üniversiteleri, Özel Üniversiteler, ve ETMK. Sanıyorum en önemli sorun Tasarım Eğitimi adı altında büyüyen/büyütülen tasarımcı enflasyonu. Söz konusu tehlikeli enflasyon her üç kesimi de dehşete düşürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarım Eğitimi, üç gücün ortak çalışmasıyla biçimleniyor ve üçü birbiriyle etkileşim içinde, her ilişkide olduğu gibi sorun var. Kanımca sorunun kaynağı, 70’li yıllara kadar uzanır çünkü enflasyonu başlatan ilk kurulanlar. Biz mezunlar iş bulmakta 40 yıl önce de sorun yaşadık, şimdi de sorunu gençler artarak yaşıyor. Değişen bir şey yok!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her eğitim kurumunun kuruluş aşamasında sayısız zorlukla karşılaşması doğal. Yıllar içinde sorunları aşmaya başladığı anda kendini “Kartal” hissetmeğe başlar ve yeni olan her şeye ‘tepki’ göstermeğe başlar. Tepkiyle karşılaşan, çoğunlukla küçümsenen yeni eğitim kurumu ise eskiyi yok saymaya başlar. Uzun zaman, kendilerini tehdit eden bir tehlike ile karşılaşmadıkları süre birbiriyle ilişki içine girmek istemezler. Şu an acımasızca küçümsenenler özel okullar ve ETMK. Devlet Üniversiteleri söz konusu enflasyonu ilk başlatanlar olarak şimdi, küçümseyerek diğerlerini ötekileştirmeğe çalışıyor. Oysa söz konusu üç yapılanma dikkatle incelenecek olursa kökende Devlet Üniversitelerinden yetişmiş seçkin, başarılı Tasarımcıların sahnede olduğu kolayca görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden ‘Tepki’? Ben yıllarca eleştiri damarları tıkalı sistemim içinde kendi öz eleştirimi yapamadığım için mi güçsüz bulduğum karşısında devleşiveriyorum? Dışa neden aşırı tepkiliyim? Aynı tepkiyi, ağır hiyerarşik yapılanma içinde hantallaşmış kendi eğitim kurumuma da yöneltebiliyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden eğitim kurumları kendi öz eleştirisini demokratik ortamlarda yapıp kamunun bilgisine açmaz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden eğitim kurumları kırk yıl beklemek yerine; soruna acil, kalıcı, kendini sürekli yenileyen demokrat birliktelikler yaratamaz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an ETMK’yı eleştirmek en kolayı. Çünkü söz konusu eleştiri ne doktora tezinizi, ne de Profesörlük sınavınızı etkiler. Ayrıca ETMK içinde yıllardır gecesini gündüzüne katmış yığınla insan bir yığın başarılı işe imzasını atıyor. Ben kendi adıma bu başarıyı her fırsatta vurgulamanın görevim olduğunu hissediyorum. Böylesine karmaşık bir sorunu ancak sivil bir toplum örgütü çözmeğe çalışabilir, çünkü şu an en demokratik yapılanma bu tür kurumlarda. Eğitim ne yazıkki dünya genelinde kapalı kapılar ardında kendine bilgi teknolojileri üretip bunları kendi yararı doğrultusunda kullanma eğiliminde. Kuşkusuz bunun sayısız yarar ve zararından söz etmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETMK sanıyorum tepkileri algılayıp, tartışıp bunları üyelerinin tümüne yaymak zorunda. Şu an görebildiğim kadarıyla eleştiriden hoşlanmıyor. Eleştirileri bir an önce sonlandırma telaşında. Oysa eleştiriler ETMK için bedava bilgi kaynağı. Hoşlanmama alışkanlığını kendi adıma anlayabilmiş değilim. Yıllar önce kişisel eleştirilere yanıt verme zahmetini bile göstermedi. ETMK ‘ışıltılı ödül törenleri’ destekteçisi mobilya sektörünün dayanılmaz cazibesinden kurtulmak zorunda. Ödül jurilerilerinde bu sektörün temsilcisi tasarımcı üyelerini darıltmadan çizmeğe, tasarlamağa, eğitime yönlendirmek zorunda. Eğitime bulaşmış; çizmek yerine bilgisayar programlarına tasarlatan eğitim anlayışının tehlikelerini, kırk yıllık eğitim kuruluşlarına fark ettirmek zorunda. Yıllarca dil sınavını aşmada zorlanan ancak çizemediği halde, çizdirmeğe çalışmanın zorluğunu umursamayan eğitim çelişkisini üyelerine duyurmak zorunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armağan Birgil, Sivrice, 15 Agu 09&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;........................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armağan Bey Merhaba,&lt;br /&gt;Gözlemleriniz ve görüşleriniz için çok teşekkürler. Mesajınız sadece bana geldi. Acaba tüm listeye mi göndermek istemiştiniz? Tüm listeye göndermek istiyorsanız uye@etmk.org.tr adresine göndermeniz gerekiyor. Görüşleriniz bize yeni açılımlar sağlayacaktır. Eğitim komisyonuna katılmak ister misiniz? Katılırsanız memnun oluruz.&lt;br /&gt;ETMK’nın eleştiriden hoşlanmadığını söylemişsiniz. Buna acaba benim aşağıda “tartışmayı sürdürmeyeceğimi” ifade eden mesajım mı sebep oldu? Eğer böyleyse üzülürüm. Son gelen mesaj öylesine kişisel olarak şahsıma yönelik iğnelemeler içeriyordu ki, doğal olarak iki kişinin kavgası gibi algılanabilecek bu durumu kendi adıma ETMK üyelerinin önünde sürdürmek ve cevap vermek istemedim. Yoksa tartışmayı durdurma gibi bir yetkim zaten yok. Galiba ETMK’nın biraz da bunu öğrenmesi gerekiyor. Kişisel hesaplaşmaları kurumların ilişkilerine karıştırmamamız gerekiyor. Başka bir konu da eğer üyelerin ETMK’yi eleştimesinden bahsediyorsak bunun aslında özeleştiri olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Çünkü ETMK biziz.&lt;br /&gt;ETMK bunu 2006-2007 yıllarında düzenlediyi tüm üyelerini davet ettiği altı sivil toplum çalıştayıyla yaptı. Bu çalıştaylar tam bir “özdeğerlendirme” çalışmasıydı. Güçlü ve zayıf yanlarımızı hepbirlikte tartıştık ve saptadık. Bunlara yönelik stratejiler geliştirdik. Raporlarını tüm üyelerimizle paylaştık.&lt;br /&gt;Komisyona katılmanız dileğiyle.&lt;br /&gt;Sevgiler&lt;br /&gt;Gülay Hasdoğan&lt;br /&gt;Saturday, August 15, 2009 9:38:32 AM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli hocam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komisyon içinde olduğumuzu düşünmüştüm. O nedenle eğitimciler başlığı oluştu. Sonradan bunun genel bir çağrı oluşunu fark ettim. Kusruma bakmayın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ETMK’nın hoşgörülü yaklaşımını önceden fark ettim, aşağıdaki içten yanıtınızda da izleyebiliyorum. Geçmişte hepimiz hoşgörüsüzlük içinde önce kırdık, sonra kırıldık. ‘Olanın’ farkına varmak ve eskiyi sürdürmemek kanısındayım. ‘Olan’ hepimizin başarı ve başarısızlığı. Gelinen son noktada ben başarılıydım, siz değildiniz demek son derece saçma. ‘Olan’ bizim, hepimizin eseri. Kimi ilişkilerde başarılıydık, kiminde başarısız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahsa yönelik tepkiyle karşılaşan kurum eğer nasıl davranması gerektiğini önceden kurgulamışsa, tepki sorun olmaktan kendiliğinden kurtulur. Ayrıca yanıt tüm üyeler için model oluşturabilir. Sanıyorum ETMK olarak böyle bir kurguya gereksinimimiz var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komisyona gelince; bir dinazor tasarımcı olarak artık enerjim giderek azalıyor. Eskisi gibi her yere yetişmek olası değil. &lt;br /&gt;Yine de nazik davetiniz için teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygılarımla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armağan Birgil&lt;br /&gt;16 Ağu. 09, Sivrice&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;............................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armagan harika yazmissin..&lt;br /&gt;Ruhan a ve sana sevgiler..&lt;br /&gt;Oya&lt;br /&gt;Saturday, August 15, 2009 10:20:52 PM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...............................................................&lt;br /&gt;Sevgili Oya,&lt;br /&gt;Harika bir yazı yazmak yerine, harika bir dünyada yaşamak isterdim.&lt;br /&gt;Öylesine harika bir dünya ki: İnsanların beğenilerini korkmadan, cesaretle dünyaya duyurabileceği, baskı altında tutulmayan özgür öğrenciler yetiştiren cesur eğitimciler, tekbaşına olmaktan korkmayan ana ve babalar, aile içinden en üst kurumlarına kadar demokrat, tamamlanmış insanı arzulayan harika bir dünya.&lt;br /&gt;Armağan Birgil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;........................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır bu islere karısmayayım diyorum...  Yönetim kurulları eski üyesi olarak bu kadar dayanabildim. gene de yazdıklarıma ve kime yolladıgıma cok dikkat etmeye calısacagım:)  üye listesi mi? merkeze mi? iyi ki platformdan cıktımda riskim azaldı. asagıdaki yazıya tamamen katılıyorum, altına da imza atarım.&lt;br /&gt;sunu ekleyeyim: yıllarca kanunlarla korunan türk otomotiv sektörü gibiyiz. daha iyisi gelir diye korkuyoruz ama kendini gelistirenlerin sayısı da cok az. bekliyoruz kesfedilmeyi... bırakalım yeniler gelsin okumayanlar gelsin, kötüler gelsin, iyilerin basımızın üstünde yeri var. Mimarlar oda oldular da, imza yetkileri var da, mimar imzasız bina yapmak yasak ta bütün sehirlerimiz harika mı? allah askına bırakın bunları. daha olanın hakkını koruyamıyoruz.&lt;br /&gt;Kızacaksınız belki ama isminden de anlasılacagı gibi ETMK ( acılımını hatırlayan var mı?) egitim kurumu ya da dernegi degildir. Endüstriyel tasarımcılar (tasarım degil) meslek kurulusudur, bunun ne demek oldugunu uzun zamandır unuttuk. ben bulundugum yönetim kurumlarında da bunu hatırlatmayı hic unutmamıstım...&lt;br /&gt;belki bu vesile ile: kriz mriz durumlarında sektörde calısan ya da calısamayan bir sürü arkadasımızı hatırlarız.  eminim hepsinin kendince ciddi sorunları vardır. dertlesmek bile yeter bazen, hatrının sorulması ya da. neyse iyi calısmalar herkese&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;caglar sahin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;............................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli meslektaşım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amacım altına imza toplanan yazıdan çok: Birbirine sınırsız sevgisini yansıtabilen, birbirinin gelişimini candan destekleyen birliktelik yazısı yazmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öylesine harika bir birliktelik ki: dil, din, mezun olunan okul  farkı gözetmeksizin, insanların beğenilerini ve eleştirilerini korkmadan, nazik bir cesaretle dünyaya duyurabileceği, baskı ve şiddet uygulamadan özgür öğrenciler yetiştiren duyarlı cesur eğitimciler, genç öğrenciyi beşinci evlilik veya mutsuz yaşam nesnesi olmaktan koruyabilen, patronlarına yapılanın yanlış olduğunu cesaretle vurgulayabilen, tekbaşına olmaktan korkmayan, aile içinden en üst kurumuna kadar demokrat, tamamlanmış, olgun insanı amaçlayan mutlu, sevecen harika bir birliktelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armağan Birgil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.............................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;merhaba,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu dilek ve temennilerinize de katılmamak mümkün değil. iyi niyetinize de inanıyorum...benim yaptığım eklemeninde bölücülük icerdiğini sanmıyorum umarım bir yanlış anlamaya izin vermemişimdir. yıllarca yönetim kurulunda görev yapıp tasarım camiası ve üyelerimizi görmüs, akademik ortamda bulunmus biri olarak, (bir de tabi alpay-gülay durumunu da yıllardır yasayan biri olarak) tarafsız olmamda cok zor benim icin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;caglar sahin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.............................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;Sevgili Şahin,&lt;br /&gt;Eklentiler ve verdiğiniz destek inanılmaz değerde. Ben de size sonsuz teşekkürlerimi sunmak üzereydim. Aslında son yanıtı sadece size göndermek üzereydimki son dakikada bunun üye listesinde de okunmasının yararlı olacağı yargısına vardım. Çünkü yanıtım Alpay hocayı kırar görünümlüydü. Oysa bu tehlike içine dikkatle düşmemeğe çalıştım. Ne kadar başarılıyım bunu ancak ilk karşılaşmada anlamak mümkün. Üye listesinde kaç kişi bu tartışmayı izler bilmiyorum. Tahminim 300 gibi. Ama inanın en içten destek sizden geldi. Eklentilerinizin bölücülüğü aklımın ucundan geçmedi. ‘İmza toplanan’ vurgusu uygun bir tutunma gibi görünmüştü bana, ancak şimdi baktığımda gereksiz olduğunu gürüyorum. Özür dilerim.&lt;br /&gt;Haklısınız: Bölünme, küçümseme, ötekileştirme, devleşme, kartallaşma ve al-gül durumu ilişkilere sonsuz zarar veriyor. İnanın kırk yıldır kurumlar ve kişiler söz konusu anlamsız nefreti sürdürüyor. &lt;br /&gt;Bunun kaynağını bulgulamak ve aşmak zorundayız. Nasıl aşılır bilmiyorum? Belki, nasıl için hemen küçük bağımsız sohbet gurupları oluşturulabilir. Kuşkusuz önce bu nefretten hoşlanmayanlar, birliktelik arzusunda olanlar eşliğinde. Bu aklıma ilk geleni. Belki daha etkin birşey de bulunabilir.&lt;br /&gt;En kısa zamanda görüşmek dileğiyle, sonsuz teşekkürler,&lt;br /&gt;İçten saygılar, sevgiler.&lt;br /&gt;Birgil, Sivrice 19 Ağu. 09&lt;br /&gt;..............................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu sohbet cok hosuma gitti doğrusu, ben de tesekkür ederim.  kibar olacağız, onu-bunu kırmayacağız derken konunun cok uzagından dolaşmak zorunda kalıyoruz galiba... bu da işleri uzatıyor ama elden ne gelir benimde bir korkum oluştu bu konuda bir-iki adres hatası  yapmıslıgım oldugundan hep tedirginim. belki haklısınız sakin ve önyargısı az olan bir grupla buna ön ayak olmak gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sevgiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çaglar sahin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: cok kibar olmayı sevmeyen biriyimdir lütfen bana caglar deyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;....................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağlar hocam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kibar olacağız, onu-bunu kırmayacağız derken konunun çok uzağından dolaşmak zorunda kalıyoruz galiba...” Bu endişeyi tekrar gözden geçirmek gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurcalamaya çalışılan; iki-üç cesaretlinin desteklediği, yüzlerce üyenin her nedense yorum yapmaktan çekindiği sorular, nasıl sorunun çok uzağında anlayamadım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulağa fısıldanan tek ‘harikasın’ e-postası dışında, sorular insanları neden üyelerin önünde destek vermekten ya da yorum yapmaktan alıkoyuyor? Sanıyorum bu soru kurcalandığında yılların çözümsüzlük kaynağına ulaşmak mümkün. Belki diğer sorular, ‘ihtiyar da gider ayak tribünlere oynuyor’ kuşkusu uyandırıyor olabilir. Ancak tek başına; “Neden eğitim kurumları kırk yıl beklemek yerine; soruna acil, kalıcı, kendini sürekli yenileyen demokrat birliktelikler içinden yanıt aramamış?” sorusu sanıyorum konunun en sıcak noktası. İyi ki bu sorunun yanıtını vermek durumunda olanlardan biri değilim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında olsaydım yapacağım basitti: “Evet artık zamanı” deyip hemen, sorunun ciddiyetini kavramış samimiyetine körü kürüne inanmadığım, sürekli sorguladığım, eleştiri kanallarının her ne pahasına olursa olsun kapalı kalmasına asla izin vermeğeceğim kuruma destek vermek olurdu. Çünkü eleştiri kişiye ve kuruma/lara tarafsız gözlem yapabilme, olaylara başka açılardan bakma şansı verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birgil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sn Başkan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Didişme’ ve benzeri sözcüklerin ETMK platformuna uygun olmadığı kanısındayım. Ayrıca ince ayar küçümseme alışkanlığının da ETMK içinde kabul görmemesi gerektiğini, çünkü görüş bildirmeye niyetlenen az deneyimli yeni mezun üzerinde baskı oluşturabileceği kanısındayım. Şu aşamada soruna genel bakmaya çalışan, eleştirel görüş bildirenlerin ETMK’nın benimsenmiş görüşü olmadığı, sadece kişisel değerlendirmeler olduğu ve eleştiri yaparken kişisel şikeyetlerin amaçlanmadığının tüm üyelere duyurulmasının, komisyonun sağlığı açısından gerekli olduğunu düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armağan Birgil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;..................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarim adina yapmak istedigim cok daha fazla sey oldugunu bilmek; bununla birlikte tasarim dunyasinda yer alabilme konusunda cesaretimden suphe duymamak ve cok calismak... Bunlarin yetecegini saniyordum... Aslinda 'sanmak' degil dogru kelime; 'umuyordum'... Izmir Ekonomi Universitesi End Tas 2007 mezunu, ayni universitenin Design Studies master ogrencisi ben Zeynep Dinc... Ben de gorev almak istiyorum, sikayet etmek degil...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;...................................................&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. &lt;br /&gt;Değerli meslektaşım,&lt;br /&gt;Çocuk anneye acıktığını belirtmek için ağlar. Eğer ailede sorun varsa şikayet hakkınızdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurumlar (özel veya kamu) çeşitli konularda işlevini yerine getiremiyorsa eleştiri en doğal sorgulama biçimi. Gerçekte şikayet, eleştiri ne tür adlandırırsak adlandıralım özünde hoşnutsuzluk saklı. Bu yaşamımızın her alanı için geçerli. Eşimiz isteksiz olduğumuz bir şeyi dayatmaya çalışıyorsa “emret komutanım boynum kıldan ince” mi deriz? Demeyiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitim kurumu/ları olanı her ne nedenle olursa olsun yıllarca daha iyiye taşıyamamışsa; özgür bir birey olarak bu konuda nezaket kurallarına uyup, kişisel eleştirilerden kaçınarak sorgulamak meslek sevgisi yanında, insan sevgisi sınırları içine girer mi, girmez mi? Bu gencinden en yaşlısına herkezin görevi midir, değil mi? Bu bilinci gelecek kuşaklara aktarmak ister miyiz, istemez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saygıyla,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Armağan Birgil&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-2888422464666924727?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/2888422464666924727/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=2888422464666924727' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/2888422464666924727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/2888422464666924727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2009/10/egitim-komisyonu.html' title='Eğitim komisyonu'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-5374102682038195502</id><published>2008-11-30T03:34:00.000-08:00</published><updated>2009-04-12T02:58:24.507-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armağan birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/STLe_HLnwZI/AAAAAAAAADE/ZVjXPJwYwLM/s1600-h/cms.pers.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 138px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/STLe_HLnwZI/AAAAAAAAADE/ZVjXPJwYwLM/s200/cms.pers.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274523289445187986" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.angelfire.com/ar/birgil" &gt;Birgil&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-5374102682038195502?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/5374102682038195502/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=5374102682038195502' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/5374102682038195502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/5374102682038195502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2008/11/birgil.html' title=''/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/STLe_HLnwZI/AAAAAAAAADE/ZVjXPJwYwLM/s72-c/cms.pers.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-4338904988750051573</id><published>2008-11-14T00:07:00.000-08:00</published><updated>2009-04-12T02:59:17.727-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düzen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sezgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armağan birgil'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SR0x1KtgV6I/AAAAAAAAACk/ShgY_oCUczQ/s1600-h/SOS_BUTTON.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268421928571393954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 136px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SR0x1KtgV6I/AAAAAAAAACk/ShgY_oCUczQ/s200/SOS_BUTTON.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.storyofstuff.com/"&gt;www.storyofstuff.com&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:180%;color:#3333ff;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-4338904988750051573?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/4338904988750051573/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=4338904988750051573' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/4338904988750051573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/4338904988750051573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2008/11/story-of-stuff-with-annie-leonard.html' title=''/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SR0x1KtgV6I/AAAAAAAAACk/ShgY_oCUczQ/s72-c/SOS_BUTTON.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-8547325500937043594</id><published>2008-10-23T12:09:00.000-07:00</published><updated>2009-04-12T02:57:09.807-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım disiplini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gerçek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım üzerine denemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armağan birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>Lideri olmayan...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SQDNjLVqWqI/AAAAAAAAACc/mAoxbDo8D3k/s1600-h/Heart_Beads_3255.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260430368991500962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SQDNjLVqWqI/AAAAAAAAACc/mAoxbDo8D3k/s200/Heart_Beads_3255.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevgili hocamın otuz yıllık rüyasının gerçekleşmesi özlemini duyduğumuz önemli bir başarı. Başarının sayısız kahramanının olduğu kuşkusuz. Meslek kuruluşu içinde yer almayan, toplantılarına, ödül törenlerine bile katılmamış kişilerde bu başarının parçası sayılmalı. Sayısız öğrenciyi bu güne hazırlayan değerli eğitimciler, onların heyecanını paylaşan üreticiler, sanatçılar, öğrenciler, analar babalar, Meslek Kuruluşunu katılmasada izleyen, destekleyen insanlar bu ‘güzel’ başarının gizli kahramanları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan sevgisi, yaşam sevgisi, sevgi olmadan, meslek sevgisini, birlikteliği gerçekleştirmek imkansız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba böylesine bir başarı geniş kitlelere aktarılabilir mi? Ülke sınırlarını aşarak, başı ve sonu olmayan, sonsuza kadar sürecek bir sanat akımı haline getirebilir miyiz? Amerikalı, İtalyan, Çinli, Hintli, şehirli, köylü tasarımcı/sanatcı ayrımı yapmaksızın, tüm insanlığın sahipleneceği bir sanat akımı yaratabilir miyiz? Bir lideri, kahramanı olmayan, herbirimizin anlayışı sevgisiyle büyüyecek sınırsız bir sanat hareketi. Siz, biz, hepimiz. İyi kötü ayrımı gözetmeksizin, senin ülken benim ülkem, senin okulun benim okulum demeksizin, Sınır tanımaksızın. Kıskanmadan, korkmadan, imrenmeden, çatışmadan, güç peşinde koşmadan, rekabet etmeden, kırmadan, kırılmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birbirini dinleme alışkanlığı kazanmış, birbirini asla küçümsemeyen, dinlerken sorgulayan, sorgularken öğrenen kitleler. Birbirine sınırsız sevgiyle bağlanmış, sınırsız özgürlükler içinde yaratan ve yaşamın zorluklarına birlikte yanıt bulmaya çalışan kitleler yaratılabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-8547325500937043594?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/8547325500937043594/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=8547325500937043594' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/8547325500937043594'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/8547325500937043594'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2008/10/lideri-olmayan.html' title='Lideri olmayan...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SQDNjLVqWqI/AAAAAAAAACc/mAoxbDo8D3k/s72-c/Heart_Beads_3255.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-4818056538868615293</id><published>2008-10-19T08:36:00.000-07:00</published><updated>2009-04-12T03:00:06.728-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karşıtlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sezgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım üzerine denemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armağan birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>İşbirliği...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SPtXhm_FaPI/AAAAAAAAACU/_CIRxpJhtzM/s1600-h/GetAttachment15.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5258893224797628658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 220px; CURSOR: hand; HEIGHT: 201px; TEXT-ALIGN: center" height="179" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SPtXhm_FaPI/AAAAAAAAACU/_CIRxpJhtzM/s200/GetAttachment15.JPG" width="207" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşbirliğinin, aidiyetin anlaşılabilmesi için birlikteliğin, ne olup olmadığını en ince ayrıntılarıyla görebilmem gerekir. Genellikle işbirliği birlikte çalışmak olarak algılanır. Sözü edilen algı içinde önemli bir sorun saklı bulunur: Özdeşleşme varsa birliktelikten, işbirliğinden söz edilip edilemeyeceği? Bir fikir veya ideoloji etrafında toplanmışsak, birlikte olabilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı adına, güzellik adına, tasarım veya mühendislik adı altında geliştirdiğimiz düşünce etrafında birlikte olmak zor gibi. Nedenine gelince: Kişiler arası ilişkide gelişebilecek düşünce farklılıkları zamanla ana fikri unutturacak değişiklikler gerektirir. Değişime belki bir süre katlanıp birlikteliğe işbirliği adı verilebilir ancak farklılıklar ardından çatışma başlar. Oysa birliktelik kayıtsız şartsız bir duygu birliği ister. Eğer özdeşleşme, aidiyet varsa işbirliğinden söz edilebilir miyim? ‘Değişik düşünüyorum’ dersem birlikte olabilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte çalışmak ancak bir nedene tutsak olmadan olası. Kayıtsız şartsız bir özgürlük duygusuna dayalı birliktelik veya sayısız nedene tutsak aidiyet: İkisi arasındaki fark algılanabiliyor mu? Birlikte olmak, işbirliği yapmak ancak herhangi bir ‘ben’ duygusuna başvurmadan olası. İşbirliği önündeki en önemli engel tarafların ‘ben’ duygusuna kapılmaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün boyu düşüncemizi dolu tutan, onu içinden çıkılmaz girdaplar içine çeken temel neden. Ben ve sen. Biz ve onlar. Onların evi senin konağın. Onların mahallesi senin kasaban. Senin şirketin onların fabrikası. Benden iyi senden kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden bilinç böylesine yıpratan mukayese kıskacından kurtaramaz kendini?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-4818056538868615293?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/4818056538868615293/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=4818056538868615293' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/4818056538868615293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/4818056538868615293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2008/10/ibirlii.html' title='İşbirliği...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/SPtXhm_FaPI/AAAAAAAAACU/_CIRxpJhtzM/s72-c/GetAttachment15.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-4292977577046609715</id><published>2008-06-05T05:06:00.000-07:00</published><updated>2009-04-12T03:00:45.860-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sezgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım üzerine denemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armağan birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>sezgi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/SEgIJcO8n_I/AAAAAAAAABY/b42x5_suE30/s1600-h/images2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208421927344709618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/SEgIJcO8n_I/AAAAAAAAABY/b42x5_suE30/s200/images2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Güneş batarken gökyüzünde özgürce uçuşan, birbirleriyle kovalamaca oynayan kırlangıç kuşları gördüm. Hızla uçarken arada önümdeki durgun su birikintisinden su içtiklerine tanık oldum. Düşünce eğer sakinse duyabilir, görebilir, izleyebilir. Düşünce hareketsiz kalabiliyorsa sezgisel zihin zorlanmadan o ana kadar karşılaşmadığı deneyimler farkına varır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya genelinde bugün değer verilen iki tutum var. Günümüzün en genel geçer tutumu bilimsel düşünce. Onu takip eden sezgisel zihin. Geriye kalan; macera, eylence, savaş, para, ün gibi insanı ve zamanı yok sayan etkinlikler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel düşüncenin görevi izlemek ve yeni olgular keşfetmek. Bilim izleyerek, bilgi biriktirir. Biriken bilgiden hareket ederek kuramlar ve sonuçlar oluşturur. Oluşan sonuçlarla rahatına, güvene, hastalığına, doğal çevresine hakim olmaya çalışır. Ancak bilimsel düşünce ulus devletler tarafından denetim altında tutulur. Bu nedenle bilimsel düşüncenin vurgulandığı kadar özgür olduğu savunulamaz. Diğer yanda ulus devletler güçlü oldukları bilimsel bulgularla kıyasıya rekabet ederler. Rekabet ister bireyde, ister devletler arası ilişkilerde olsun kaçınılamaz biçimde çatışmaya neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel düşüncenin yanında diğer tutum; herhangi bir mezhebe, tarikata, örgütlü toplumsal veya ekonomik guruba kapılanıp, çıkar peşinde koşmayan sezgisel zihin. Sezgisel zihin kendini dindar gören, bunun yanında bireye ve doğaya değer vermeyen, onları çıkarı doğrultusunda dilediği gibi kullanmaya çalışan zihin değildir. Sezgisel zihin; doğal ve toplumsal çevresinin farkında, ona uyum sağlamış, saf, genç, temiz, esnek, ince, duyarlı bir tek başınalık halidir. Yalnızca bu zihin, ölçülemez olanın bir parçası olduğunu ve sonsuz genişlikteki tarif edilemez evrensel zihni kavrayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel düşünce ve sezgisel zihin biraraya geldiğinde ortaya ‘bilge’ çıkar.&lt;br /&gt;‘Bilge’ çok bildiğinden değil, saf, temiz, kirletilemez olduğundan bilgedir. Korkmadan bitip tükenmez bir enerjiyle doğruyu, gerçeği aradığı için bilgedir. Bilge etrafına insan aramaz. İnsanlar ondaki saflığı fark edip, onu anlamaya çalışırlar. Ancak bu ‘yeni’ insan topluluğu yeni bir dünya yaratabilir. Kendini, bedenini, duygularını, güvenlik ve haz arayışının kaynağını bilmeden ‘yeni’ ortaya çıkamaz. Sezgisel zihin ancak ‘olan’a; açık önyargısız, kınamaksızın, onaylamaksızın gözlemleyen bilimsel bir zihinle ortaya çıkabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-4292977577046609715?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/4292977577046609715/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=4292977577046609715' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/4292977577046609715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/4292977577046609715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2008/06/sezgi.html' title='sezgi...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/SEgIJcO8n_I/AAAAAAAAABY/b42x5_suE30/s72-c/images2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-7527439483808842460</id><published>2008-05-27T02:40:00.000-07:00</published><updated>2009-04-12T03:01:41.995-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tepki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armağan birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eylem'/><title type='text'>Tepki...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/STKDLxdUSGI/AAAAAAAAAC8/X2qjmzQlIzM/s1600-h/fear-face.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 194px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/STKDLxdUSGI/AAAAAAAAAC8/X2qjmzQlIzM/s200/fear-face.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274422351882373218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Seçmek, seçmeğe çalışmak tepkiye neden olur. Seçilen korunmak zorundadır. Korumak ve gerçek sevgi farklı şeyler. Seçime dayalı tepki sevgiyi engeller. Seçim, koruma kaygısıyla yapılıyor olabilir. Başarılı olanı korumak, bu başarıdan kendine pay çıkarmak. Teknolojiye, bilgiye, otoriteye, veya bireye inanç, güvenlik arayışı olup kendini korumadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğitimci, patron veya bir Profesör olarak bana yararı olacağını düşündüğüm birini korurum. Ancak peşine düştüğüm güç, para, ün gibi kaygılar korunanı ister istemez unutturur. Çünkü seçilenler arttıkça koruma için zaman kalmaz. Korunan; güç kaygısı, kıskançlık, çelişki, çatışmalar nedeniyle artık eskisi gibi korunmasının olanaksız olduğunu anladığında koruyucusuna olan inancını yitirir. Ancak bir zamanlar korunan ve terk etmek zorunda kalan, çok geçmeden kendisinin de tepki kısır döngüsü içine düştüğünü göremez. Çünkü bilinç karmaşık seçim işlemiyle enerjisinin çoğunu yitirdiğinden sezgi baskılanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepki göstererek kavramaya çalışan bilinç; bilgiye, yetkeye, inanca ve güce gereksinir. Tepki umudu, umutsuzluğu, gizliliği ve duygusallığı önemser. Dışa ve içe yöneltilmiş tepki çatışmaya neden olur. Dış ve iç bölünmüşlük endişe, kaçış, keder yaratır. Tepki sonlandığında yalnızca farkındalık kalır. Bilinç artık sezgisel davranır. Dışa tepki artık önemini yitirmiştir. Dışın önemini yitirmesi seçim yapma zorunluluğunun da sonu olur. Yaşam sezgisel bir ‘tek’liğe dönüşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşullu, sıkıntılı, alışkanlıkları içinde çözüm arayan bilinç gerçeği göremez. Gerçek iyilik hissiyle yaşayan, karşılıksız sevginin kendisidir. Karşılık beklentili sözde sevgi korunmak ister. Korunma veya güvenlik istemi sıkıntıya neden olur. Burada karşımıza çıkan soru şu: Alçakgönül iyiliğin tamamlayıcısı olarak gerçekle ilişki kurabilir mi? Alçakgönüllülük ancak hertür koruma ve korunma anlamını yitirdiğinde oluşur. Alçakgönüllü ‘bu benim tasarımım, bundan daha iyisini benden başkası yapamaz’ diyebilir mi? Eğer derse ben koruma altına alınmış olur. Korumaya çalışan bilinç yeniden kendini yeni sıkıntılar içinde bulur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-7527439483808842460?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/7527439483808842460/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=7527439483808842460' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/7527439483808842460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/7527439483808842460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2008/05/tepki.html' title='Tepki...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/STKDLxdUSGI/AAAAAAAAAC8/X2qjmzQlIzM/s72-c/fear-face.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-785246948120723884</id><published>2008-02-24T03:24:00.000-08:00</published><updated>2008-03-07T11:23:15.378-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='karşıtlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gerçek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güzel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çirkin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='olan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deneyim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sezgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='armağan birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='eylem'/><title type='text'>Güzel ve Çirkin</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_c5H51hzRw_4/R8FUnV_VwLI/AAAAAAAAABA/DcQdrPkKIs0/s1600-h/11.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5170506882092482738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="175" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_c5H51hzRw_4/R8FUnV_VwLI/AAAAAAAAABA/DcQdrPkKIs0/s200/11.jpg" width="241" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel çirkinin karşıtı mıdır? Yoksa güzellik içinde asla karşıtlık yer almaz mı? Nedir gerçek? Karşıtlık güzelliği geliştirir mi, bozar mı? Yalnızca nesneler mi güzel, çirkin olarak nitelenir? Güzel ve sevgi arasında ilişki var mıdır? &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; Çirkine tepki göstererek güzele ulaşılabilir miyim? Yoksa güzellik, sevgide olduğu gibi tamamen çirkinlikten ayrı bir şey midir? Eğer güzellik, çirkinlikten tamamen bağımsızsa, aralarında herhangi bir ilişki söz konusu değilse; yaşam içinde nasıl hareket eder? Güzeli çirkin olandan kolayca nasıl ayırabiliriz? Nedir güzel? Bağımsız, özgür, kendi başına güzellik olası mı? Nasıl elde edilebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzellik sadece nesneler içinde yer almaz. Güzel insan, güzel ev, güzel çiçek, güzel tasarım gibi insan ilişkileri de güzel ve çirkin olarak görünür veya değerlendirilir. Bu nedenle davranışlar da güzel veya çirkin olarak nitelendirilir. Örneğin, güzel nesneler tasarlıyorum ama ilişki kurduğum insanlar benden yaka silkiyor. Öğrencilerime güzelin ne olup, olmadığı konusunda uzun nutuklar atıyorum, öte yandan eğitim yöntemlerim arasındaki olası ilgisizlik, bilgisizlik, küçümseme, baskı, nefret, şiddetin varlığını önemsemiyorum. Bunların bende varolabileceğine dair en ufak şüphe duymuyorum. İşyerinde, binlerce çalışanla birlikte güzel araçlar tasarlıyoruz, bunları dünyaya satmaya çalışıyoruz, ama aramızda yaşanan ilişki; rekabet, hoşgörüsüzlük, boyun eğme, red, kıskançlık, güce tapınma, baskı ve zaman zaman şiddet içeriyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Karşıtlıklar alışkanlık mıdır? Yüzyıllarca üst üste kendiliğinden birikmiş, karşıtlıkların sonucu olan alışkanlıklarımın üstesinden gelebilir miyim? Nasıl? İlişkilerdeki alışkanlıklar güzel değilse bunları istediğim biçime sokabilir miyim? Bir an olsa istediğim düzen gelebilir mi? Aile yaşamımdaki düzensizlik, iş yaşamımı da düzensizleştiriyorsa, bunları nasıl düzenli hale getirebilirim? Çatışan karşıtlıklar için uzmanlara mı danışmam gerek? Uzman, otorite veya bilen biri içinden çıkılmaz görünümlü bu karmaşayı çözümleyebilir mi? Yoksa bilen de aynı karşıtlıklar karmaşası içinde mi yaşar? Her ne kadar uzman olursa olsun biri, yaşamımı huzura kavuşturabilir mi? Birinin fikirlerini sorgulamaksızın kabullenebilir miyim? Sorgularsam kendimi yine karşıtlıklar içine sokmuş olmaz mıyım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz düşünce güzeli bulmak ister. Güzel aranırken, arama eyleminin kendisi, karşıtlıklar içine nasıl düşmez? Fikir, düşün, düşünü (idea) Yunanca kökeninde izlem, izlemek demek. Binlerce, onbinlerce yıl içinde insan her nedense, kökeni izlem olan düşünüyü; karşılaştırmalara, düşünerek çözmeğe, yeni fikirler üretmeğe dönüştürmüş. İzlem sonucunda, düşünce ve fikirler oluşmuş. Önce atalarımız, sonra biz izlemek yerine sürekli yeni düşünceler peşinden koşturmuşuz. Oysa düşün, karşıtlıkları körükleyen tek neden. Yalnızca izlem, düşüncenin işe karışmadığı izlem, sonuçtan kaçınan izlem, insanın bilmeden içine sürüklendiği karşıtlıklar karmaşasını sonlandırabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzelliğin kendi başınalığı, özgür oluşu, çirkinliğin karşıtı olmadığı görülebildiğinde, artık yalnızca ‘olan’la ilişki kurulur. Olanı kendi başına izleyebilmek güzel ve çirkini kolayca ayırd edebilmeyi sağlar. Eğer ‘olan’ sonuç kaygısından, felsefe, sözde sevgi veya çarpıtılmış rasyonellik etkisinden kurtulmuşsa, güzel ve çirkin karşıtlığı ortadan kalkar. Düşün ‘olan’ı sonuca ulaştırmaya, formüle etmeğe çalışıyorsa engelenemez biçimde olanın güzelliği ve çirkinliği içinde yolunu kaybeder. Olanı anlamak için yeni fikirler yaratılması ve bunların kendi içinde düzene kavuşturulması çatışmaya ve sonsuza değin çabalamaya neden olur. Yapmalı yapmamalı, bilgili olmalı olmamalı, denemeli denememeli, gezmeli gezmemeli, çalışmalı çalışmamalı, kazanmalı kazanmamalı, görmeli görmemeli, kirletmeli hayır kirletmemeli, kirlenmeyi düşünmeli düşünmemeli. ‘Olan’ olması veya olmaması gereken kaşıtlığı içinde kavranmaya çalışılıyorsa gerçek çarpıtılır. Olanın karşıtlıklar içinde kavranamayacağı anlaşıldığında, gerçek kendini kolayca açığa çıkarır. Gören, kavrayan, olanı artık güzel veya çirkin olarak değerlendirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmek yapmak demek. Gördüğünde yaparsın. Tehlike göründüğünde zeka anında karşılık verir. Düşünsel, duygusal ikilem içine düşmeden, yanıt kendiliğinden verilmiş olur. Vahşi, yırtıcı bir hayvanla karşılaştığında, düşünmeksizin yanıt verilir. Yanıt için kitaplara, araştırmalara baş vurmazsın. Zaman yoktur felsefe ve ahlak kuralları için. ‘Olan’ kendiliğinden eylemini yaratır. ‘Olan’ düzenlenmeğe çalışıldıkça ikilem sürer gider. ‘Olan’ı basit haliyle görebilmek ancak ve ancak otoritenin yok olmasıyla olası. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Seçim karşıtlıklar içinden yapılmaya çalışılır. Seçim akıl yürütmeyi gerektirir. Karşıtlıklar çözüm ister. Çözüm olduğunda karşıtlıklardan biri seçilmiş olur. Karşıtlıklar artıkça çözmek alışkanlığı yerleşir. Çözme, sonuca ulaştırma düşüncenin giderek daha çok bağımlı hale gelmesine neden olur. Bağımlık, sıkıntı, korku ve tekrar kaçınılmaz olarak düzensizliğe neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçeğin sezgilenişi kişisel değildir. Bu nedenle sezgi hafızaya gereksinim duymaz. Deneyim, gelenek, bilgiden sonuçlar çıkarmaya çalışmak sezgiye yardımcı olamaz. Gerçeğin sezgilenişi anlık olup geleceğe yansıtılamaz. Sezgi anlık olup eylemle sonuçlanır. Görme, anlama, kavrama doğru eylemle sonlanıp zamanla ilişki kurmaz. Gerçek anda oluşup sonlanır. Düşünce sezgiyi sonradan anlamlaştırmaya çalışır. Ona ilişkin yorumlar yapmaya, sistematik hale getirmeye çalışır. Oysa sezginin bozulmasına zaman neden olur. Birden oluşan sezgi sonucu, bir daha zorlanmaz, çabalamaz, çatışmaz ve karşıtlıklar içinde yolunu şaşırmazsın. Sezginin neden olduğu eylem kaçınılamaz biçimde gerçeğin kendisidir. Oysa düşüncenin biçimlediği eylem hiçbir zaman tamamlanmamış olarak, pişmanlık, öğünme veya haz içinde sürekli daha fazlasını arar. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-785246948120723884?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/785246948120723884/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=785246948120723884' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/785246948120723884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/785246948120723884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2008/02/gzel-ve-irkin.html' title='Güzel ve Çirkin'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_c5H51hzRw_4/R8FUnV_VwLI/AAAAAAAAABA/DcQdrPkKIs0/s72-c/11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-8221423152826950283</id><published>2007-11-09T00:05:00.000-08:00</published><updated>2008-01-20T04:09:48.216-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>seçmek...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/RzQVgGIteJI/AAAAAAAAAAw/ZEmWXVdov1Q/s1600-h/capitolreef_0030.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130749516628981906" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/RzQVgGIteJI/AAAAAAAAAAw/ZEmWXVdov1Q/s200/capitolreef_0030.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sınırsız yaratıcılıkta, başarılı, paralı, saygın, güçlü, sevilen, bilgili, heyecan dolu, sorunsuz, güvenilir kolay bir yaşam seçmeğe çalışmak zorluğa yol açar. Zorluğun nedeni yalnızca seçimsiz izlemle bulgulanabilir. Gizlilik, yalvarış, dayatma içinde olduğun bulgulanmadan önce; anlamsız ilişkiler ağı içinde, sayısız sorumluluk, bezginlik, umutsuzluk içine düşülür. Çünkü ‘olan’ içinden seçmeye çalışılır. Eğer olan düzensizlik içindeyse, seçilen de kaçınılmaz biçimde düzensizdir. Olan görmezden gelinip, yok sayılabilir. Kaçabildiğimiz kadar uzaklaşmaya da çalışabiliriz. Ama onu değiştiremeyiz. Değişim isteği seçime zorlar. Seçmek ve değiştirmek birbirlerini kısır döngü içine sokar. Oysa olan önümüzde yalnızca farkedilmeyi bekler. Aceleyle içine dalınır ama onu izlemek nedense akla gelmez. Neden onu biçimlendirmeğe, yön vermeğe, istediğim yola sokmaya çalışırım? Oysa umut, umutsuzluk, korku, önyargı gibi kurnaz oyunlarla ona karışmadan yalnız bırakabilsem, önümde çiçek açar. Güzel veya çirkin olarak görmeğe çalışmadığım çiçek kendini zorla farkettirir. Çok geçmeden onun binbir kılığa bürünen gerçeğiyle çatışmadan, mutlu yaşanmaya başlanır. Eğer seçim ve seçmeğe ilişkin herşeyi kendi haline bırakmayı başarabilirsem, belki daha da fazlasını farkettirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapabileceğim tek şey seçimsiz farkına varmak. Hepsi bu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalığın telaşsız, yumuşak adımlarıyla yürürken, ansızın ‘özgürlük’ çıkabilir karşıma. Bu ‘olan’ içinde özgür olduğum anlamına gelmez. Ama kendini çabasızca içinde bulduğun, gördüğün, kavradığın bu basitlik, yıllardır peşinden sürüklendiğin özgürlük olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-8221423152826950283?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/8221423152826950283/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=8221423152826950283' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/8221423152826950283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/8221423152826950283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2007/11/semek.html' title='seçmek...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/RzQVgGIteJI/AAAAAAAAAAw/ZEmWXVdov1Q/s72-c/capitolreef_0030.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-1997552242681282762</id><published>2007-10-12T03:26:00.000-07:00</published><updated>2008-01-20T04:08:53.122-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>yaratıcı olmak...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/RzQ8wGIteKI/AAAAAAAAAA4/1gSNCIDGCJA/s1600-h/CrystalCove13_0026.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5130792672460372130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/RzQ8wGIteKI/AAAAAAAAAA4/1gSNCIDGCJA/s200/CrystalCove13_0026.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_c5H51hzRw_4/RxhtbE00LXI/AAAAAAAAAAM/mcaR6CWIKrg/s1600-h/CrystalCove11_0031.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yaratıcı olmak ne demek? Yaratıcı olan kim? Yaratıcılığın kaynağı ne? Nasıl yaratıcı olunur? Bir nesneyi sevdiğim için mi yaratmaya çalışıyorum, yoksa para, başarı, tanınmışlık tutkusu mu beni hiç sorgulamadığım alanlar içine yönlendirir? Piyanosuyla, resmiyle, yazdıklarıyla inanılmaz paralar kazanan biri mi yaratıcıdır, yoksa hiç tanınmamış biri de ‘yaratıcı’ olarak nitelenebilir mi? Nedir gerçek?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcılık ve ‘ben’ arasında ilişki var mıdır? Ben, yaratıcılık, düşünce ayrı şeyler midir? Yoksa hepsi bütünün düşünce tarafından bölünmüş parçaları mı? Yaratıcılığın kaynağı sezgi mi? Yoksa düşünce mi? Sezgi yaratımı etkileyen bunun yanında zamana gereksinim duymayan bir şey olabilir mi? Örneğin yetişkin müzikçilerin aklının ucundan geçmeyen notalar, ufak bir çocuk tarafından, olağandışı ezgiler olarak yaratılabilirler mi? Zamanın yatıcılık üzerindeki etkisi ne? Yaratıcılık üzerinde yetenek ve sezgi ne derece etkili olur? Sezgi nedir? Nereden kaynaklanır? Yaratıcılık enerji sorunu mudur, yoksa kendiliğinden ortaya çıkan eylemler zinciri mi? Yaratıcılık dış dünyaya olan yanıt mıdır? Yoksa iç dünyanın yaratıcılığı kendiliğinden dışa mı yansır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı sayılamayacak bir yaşam yaratıcı tasarımlar, yaratıcı ilişkiler içinde yer alabilir mi? Yaşam, yaratım ve tasarım ayrı şeyler midir? Kendini adadığı konuda sıradışı işler yaratan biri, yaşamın diğer alanlarında tam anlamıyla çıkmaz içindeyse yaratıcı biri sayılabilir mi? Örneğin; aralıksız içerken yaratan, toplum katmanları içinde saygın, ancak eve geldiğinde kırıp döken, canavarlaşan biri ne denli yaratıcı sayılır? Bu çelişkiyi sorgulama zahmetine bile katlanamayan eğitim sisteminin, yaratıcı olduğunu savunan savsözlerine güvenilebilir mi? Tasarım veya yaşam sorun olarak karşımıza dikildiğinde ona nasıl yaklaşabiliriz? Yoksa ‘bırak dağınık kalsın’ mı deriz? Sorun yaşam ve tasarım olarak ayrı mı değerlendirilmeli, yoksa ikisinin aynı kaynaktan beslendiğini görebilmek sorunu zamana bağımlı olmaksızın kendiliğinden mi çözer? Tasarım dergilerini izliyorum, müzeleri sanat galerilerini geziyorum, olağandışı müzikler yaratmış insanların yaratılarını dinliyor, kitaplarını okuyorum ve mutfakta olağandışı lezzetler yaratıcısı eşimi çoşturan yaratımın özünün ne olduğunu sorgulamıyorum. Sorgulamadığım gibi belli belirsiz bir küçümseyiş içindeki davranışlarımın kaynağında yatanın ne olduğu konusunda en ufak bir kaygı duymuyorum. Neden? Oysa beni nedeni ne olursa olsun küçümseyen birine zerre kadar tahammülüm yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanılmaz yaratıcılıkta ilişkiler kurgulayarak yeni bir kurum yaratıyorum, kurumun işleyişi sırasında dikkatle konumumu sarsacak yeni yaratıcılıkları baskılıyorum. Ya da yaratıcılığını gözlemlediğim düşünceleri sanki onlara fırsat verecekmişim gibi dinleyip, daha onlar harekete geçmeden yenilikleri ben uygulamaya koyuyorum. Yaratım; direneni, bilineni, eskiyi, yetkeyi, alışılmışı sonlandırarak mı ortaya çıkar? Yaratıcı olmak yıkmak mıdır? Yıktığın an, yarattığın an mı sayılır? Önyargı, ideal, deneyim, kıskançlık, güç tutkusu, aç gözlülük, doyumsuzluk yaratıcılığı canlandıran etkenler midir, yoksa yaratıcılık önünde engel mi sayılmalı? Yaratıcılık içinde düşüncenin yeri ne? Düşünce nedir? Düşünsel işleyiş kavranmadan yaratıcılık konusunda, teoriler, varsayımlar, idealler geliştirebilir miyim? Tasarımcı olarak nasıl bir düşünsel dizge izlenmeli?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstü örtük de olsa her fırsatta yaratıcı olduğunu düşünen biz eğitimci, öğrenci, yönetici, genel müdürler, tasarımcılar olarak hiç bunları sorgulamayı cesaret edebildik mi?&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-1997552242681282762?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/1997552242681282762/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=1997552242681282762' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/1997552242681282762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/1997552242681282762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2007/10/yaratc-olmak.html' title='yaratıcı olmak...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/RzQ8wGIteKI/AAAAAAAAAA4/1gSNCIDGCJA/s72-c/CrystalCove13_0026.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-116575325322014957</id><published>2006-12-10T04:19:00.000-08:00</published><updated>2009-04-12T03:02:25.840-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düzen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sezgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>Sevgi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/Rx9J0k00LbI/AAAAAAAAAAo/5rCCjF9uY-0/s1600-h/KÄ±ÅŸ.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5124896068558138802" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/Rx9J0k00LbI/AAAAAAAAAAo/5rCCjF9uY-0/s200/K%C4%B1%C5%9F.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_c5H51hzRw_4/Rx9JSU00LaI/AAAAAAAAAAg/3Gnn5UGYz3M/s1600-h/KÄ±ÅŸ.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevgi düzen üretebilecek tek çözüm. Yaşam anlaşılmadan sevgi peşinden koşturmak boşuna. Yaşam bölünmez bütün. Sevgi için yaşamı anlamak zorundayım. Nedir yaşam? Yaşam kavranmadan tasarlarken oluşan sorunları çözebilir miyim? Neden sevgisizlik yaşamı altüst eder? Sağlıklı, mutlu yaşayabilir miyiz? Yaşamı, dolayısıyla tasarımı bir savaş alanı olmaktan kurtarıp, kimseyle çatışmak istemiyorum denebilir mi? Yaşamı boyunca isyan eden, bastıran, feda eden, disiplin altında kendine işkence eden insanlara tanık oluruz. Her nedense derinlerde neyin saklı olduğunu sorgulamak kimsenin ilgisini çekmez. Yaşama hakim olmanın yolları aranır, ancak arayış ne aradığını bilmeksizin sürer. Ne ararız? Ne aradığımızı biliyor muyuz? Yanıt zor. Çünkü aranan sürekli değişim içinde. Bulduğuna inanan, farkında olmaksızın yeni birşey aramaya başlamıştır bile. &lt;strong&gt;‘Bulmak’&lt;/strong&gt; uğrunda okuldan okula, işten işe, kocadan hocaya, bir ülkeden diğerine, bir fikirden ötekine gezinir durur insan. Bulduğum hiçbir zaman aradığım tamlık hissini vermez. Düşünce arananın peşine düşer ama bulamamanın bezginliğiyle, sonunda bulduğu kanısına kapılır. Ancak bulduğu yaşayan değil, sıkıntılı geçmişin tekrarıdır. Gerçeğin kapısı; sistemler, tasarımlar, önyargıların kaynağı, yetke sorgulandığında aralanır. İş dünyası, siyaset, cinsellik, haz, korku, kıskançlık, sıkıntı hepsi yaşam. Yaşamımız, yaşamım. Sanatçılar, iş adamları, ressamlar, edebiyatçılar, tasarımcılar herkes bu savaş alanı içinde hareket eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden Papanek gerçekle ilgilenmiş? İnsanın öncelikli gereksinimi nedir diye merak etmiş. İnsan yaşamdan dolayısıyla tasarımdan ne bekler? Sorgularken neden reklam dünyasını, kitapları, siyaseti, savaşı, şiddeti, endüstriyi, medyayı, sporu, iş dünyasını, eğitimi tasarımla ilişkilendirmeye çalışmış? Neden, felsefe, ekonomi, ruhbilim, edebiyat, gazete, dergi, toplum bilim gibi kaynaklara bakma gereksinimi duymuş? Sözü edilenlerin sıkıntılı içeriği kurcalanmadan tanınmış tasarımcı olunamaz mı? 20. yüzyılın tanınmış tasarımcıları bunca karmaşık konuyu eşeleme cesareti gösterebilmişler midir? Yoksa tek kaygıları ‘para’ mı olmuş? Tasarım yaşamın bütününü mü ilgilendirir, yoksa tasarımla enine boyuna ilgilenirken yaşam kendiliğinden mi anlaşılır? Tasarım, teknoloji, sanat, tarih, edebiyat, felsefe öğrenip, sonra bu bilgileri yaşama aktarabilir miyiz? Yoksa bu, çözümsüzlük üretmekten başka işe yaramayan çaba mı sayılmalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimdir tasarımcı? Günlük yaşamına, yaşamın güzelliğine aldırış etmeyen, önüne geldiği gibi yaşayan biri mi? Güzel, çirkin, sevgi, nefret duyguları arasında salınan biri mi? Bir yanıyla güzeli doğruyu arayan, diğer yanıyla saldırgan, huysuz, hırslı, sevgisiz, acımasız biri. Tasarım kadar yaşam da önemliyse yaşamın amacı ne? Neden tasarlarız? Sadece para kazanmak dürtüsüyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda sayısız sorunla boğuşmak zorunda kalırken, neden diğer yanım sorunsuz bir yaşam istemiyle yanıp tutuşur. Bir yanda hak ve hukuktan bahsederim, diğer yanda otuzbeş yıldır yapıştığım koltuğu genç birine terk edemem. İnanılmaz yaratıcı ilişkiler eşliğinde yeni bir kurum yaratırım, öte yandan yanımda çalışan insanların yaratıcılığını baskılayabilmek için gerekeni esirgemem. Böylesine ikiyüzlü duyguların kökeninde ne var? Derinlerde neyin saklı olduğunu bulma isteksizliği nereden kaynaklanıyor? Nedir gerçek? Belki gerçekle karşılaşmak biliçaltı bir korku. ‘Ben tasarımcıyım, ruh bilimci değil’ diye kestirip atabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasarım yaşamın önemli veya önemsiz bir ayrıntısı değil, kendisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinenin ağır yükü insanı nereye sürüklediği kurcalanmadıkça, yaratıcı eylem gerçekleşmez. ‘Ben’ bilinenle oluşur. Anılar, kırgınlıklar, sayısız bilinen &lt;strong&gt;‘ben’i&lt;/strong&gt; oluşturur. Geçmişin birikimiyle hareket eden tepkiler, bilinenle koşullu zihin tutumudur. Kişisel ilişkilerde bilgi böler, ayrıştırır. Sayısız parçalara ayrılmış ‘ben’ kaçınılmaz olarak çatışma içinde bulur kendini. Düşünce düzen veya düzensizlik içinde saklı olan özü kavramadan, önüne tesadüfen çıkan ayrıntıları çözebilmek için çabalar. Veya bunları değiştirmek, iyileştirmek uğrunda neyle sonuçlanacağı belli olmayan çatışmaları göze alır. Ya da önüme çıkan engellerle savaşmak yerine onlardan kurtulmanın yollarını ararım. Ancak öz kavranmadığı için kaçış için çabaladıkça bağımlılık da artar. Bu nedenle sorunla karşılaşılan öğretiler, gurular, hocalar, öğrenciler yenisiyle değiştirilir. Dolayısıyla eğitimci olarak başladığım iş yaşamını, güçlü bir endüstride sürdürmek isterim. Ya da çok paralı bir işte yaşadığım sıkıntılı ilişkiler beni eğitimci olmaya yönlendirir. Oysa her yeni, yeni sorunla karşıma dikilir. ‘Ben’ ayrıca kalıcılık nedeniyle ifade etmek ister. Çevrenin ürünü olan korku, istem, arzu, umut, hoşa giden şeyler, ‘ben’i yaratır. Bütün çaba bilinçli veya bilinçsizce oluşan ‘ben’in, ürünü olduğu çevresiyle uyum içinde yaşaması için harcanır. Gerçeği ya da yaşamı kavrama arzusu, ‘ben’in kendini ölümsüzleştirme tutkusundan kaynaklanıyor olabilir. Ben ölümü kabullenmek istemez. Ölüm ne kadar geç gelirse o kadar iyidir. Bu nedenle bulunduğu sanılan; kurtarıcı, usta, hoca kalıcı veya geçici bir bulma duygusu yaratır. Çeşitli duygusal, teknolojik, ekonomik, toplumsal ahlak kuralları ölümsüzlük, kalıcılık, güvende olma kaygılarıyla yaratılmaz mı? Mutluluğu, gerçeklik tutkusu veya sağlığı nedeniyle çabalayan birey, kısır döngü içinde olduğunu fark etmez. Kısır döngünün kaynağında güvende olmak, kalıcı olmak, ölümsüzlük, kendini ifade edebilmek ve sevebilmek tutkusu yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevginin umut ve umutsuzlukla ilişki kurar mı? Sevgi kedere yol açar mı? Sevgi toplumsal kurgunun uzantısı mıdır? Bu kurgu içindeki saygınlık sevgiye neden olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevginin olmadığı yerde ‘tamamlanmamışlık’ hissedilir. Edinme ve aidiyet çoğunlukla ‘sevgi’ olarak algılanır. Bir kişiye sahip olma veya eşyaya sahip olma istemini sadece toplumsal ilişkiler biçimlemez. Eğer dikkat ve sabırla izlenirse derinlerde saklı ‘yalnızlık’ duygusunun sahiplenme dürtüsünü canlandırdığı bulgulanabilir. Yalnızlık duygusundan kurtulabilmek için birey sayısız çareye başvurur. Sık başvurulanlar; içki, seks, spor, şiddet, siyasal ve dini örgütler, her türden sosyal etkinlikler ve birlikler sayılabilir. Ancak ne türden kaçış denenirse denensin ‘yalnızlık’ hissi sonlanmaz. Herhangi bir organizasyon, inanç veya etkinliğe sahip olma, ona kendini adama bağımlılık yaratır. Bağımlılık özgürlüğü yok etmesi nedeniyle sevgisizliğe yol açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Sevgi’ adı altında; birini sahiplenme, onu denetim altına almak, rahat, konfor, güvenlik ve süreklilik istenir. Sevgi adına her ne yapılırsa yapılsın bağımlılıktan kurtulamaz. Bağımlılık tekrar eden ilişkilere neden olduğundan mutsuzluk yaratır. Mutsuzluk ise kaçış, kurtuluş isteği doğurur. İstemin özünde tepki yatar. Kurtuluş umuduyla denenen her tepki çatışma ve düş kırıklıkları olarak tekrar eder. Çeşitli inanışlar, alışkanlıklar, herşeyi bilen yetkeye sadakat gibi sayısız kaçış yanında yaygın kaçış; kendini ifade etme çabasıdır. Kendini ifade etmek; sanat, edebiyat, bilim veya sayısız toplumsal etkinlik içinde yer alma tutkusu. Kendini ifade, öncelikle yer edinmek ister. Kendini ifade etmeye çalışmak, mevcut çevreye tepkiden öte bir şey midir? Gerçekte sanat, bilim, siyaset ikinci derecede önem taşır. Çok az insan kendini önemsemeden, ‘ben’i şişirmeden, yalnızca yaptığı işe, yarattığı yapıta dikkatini verebilir. Genellikle önce önümüze gelen fırsatın nasıl yarar sağlayacağı tartılır. Peşine düşeceğim etkinlik bana ne kazandırır? Eğer çevre size ifade fırsatı tanımak istemiyorsa, arayış artar. Yeni ifade tarzı, yeni toplumsal hizmet tutkusu, yeni tasarım fırsatları, özünde kaçış olduğu bilinmeden umutsuzca aranır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milyonlarca insan aynı görüntüleri izliyor, aynı satırların anlamını bulmaya çalışıyor, aynı inancı paylaşıyor, aynı kederi, korkuyu, endişeyi yaşıyor. Bilinç yaşamın zorluklarından, kederden, çatışmadan kurtulmak için tasarımı gereğinden fazla önemsiyor olmasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatçı, tasarımcı kendi içindeki çatışmayı, huzursuzluğu, sıkıntıyı fark edip çare üretebilir mi? Önce insanım sonra tasarımcı. Tasarım yaşamın yerini alamaz. Ailem, komşularım, arkadaşlarım tasarımla tanışmadan önce vardı. Bir anlamda tasarımın yaşamın önüne zorla yerleştiriliyor olması sahte bir kurtuluş isteği nedeniyle yapılıyor olabilir. Özgürlüğün anlamı kavranmamışsa, düşünce bilgi alanı içinde yaşar. Oysa bilgi tekrarlar, sıkıcı ilişkiler ve çatışmalara neden olur. Her bilen, diğer bileni karşısında bulur. Bilinç işte bu nedenlerle sıkıntılı ilişkilerden kurtulabilmek için eğlence, seyahat, içki, meditasyon, yoga gibi yeni arayışlara başvurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi kirletilemez. Kirletilememezlik &lt;strong&gt;özgürlük&lt;/strong&gt; ve tek başınalık gerektirir. Temiz bilinç; incinmemek, incitmemek, kendine ait yüceltmeler, hayali görüntüler yaratmamak mıdır? Güzellik, temizlik, masumiyet ve sevgi aynı şeyler. Bütünün parçaları olarak algılanma çabası bilincin kirlenmesiyle sonuçlanır. Sevgiden söz ediyorsam ölüm ve şiddetin ne olduğunu kavramış olmam gerekir. Savaşı lanetliyorum ama fırsat bulduğumda sözümle, bakışımla, davranış veya ellerimle öldürüyorum. Yine de sevgiden söz ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle karşılaşılmışsa yaşam şefkate dönüşür. Herkese ve herşeye. Bilinç masumiyetle tanışmamışsa, sevgi inandırıcı olmayan anlamsız bir tekerleme olmaktan kurtulamaz. Sevgi varolmaksızın yaşamak; insan eli veya düşüncesiyle yaratılmış imgelere tapınmaya, baskıcı yolsuzluklara ve sonunda yıkıma yol açar. Tarih benzeri öykülerle tıka basa dolu. Bilgi çoğunlukla sorun gidermede çaresiz kalır. Eğer insanlık yaşanmış deneyimleri öğrenerek esenliğe ulaşsaydı, geçmişte yaşanan binlerce savaş yaşanmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük yoksa sevebilir miyim? Tutsak bilinç sevebilir mi? Tutsaklık veya bağımlılık haz ve korku içinde yaşar. Haz ve korkunun birbirini büyüten şeyler olduğu kavrandığında, akıl dışı eylem son bulur. Yaşam şaşırtıcı bir düzen içine girer. İş ilişkisi, para, seks gibi alışkanlık haline gelmiş ilişkiler yeni anlamlar kazanır. Mutluluk duygusu geleceğe taşınamaz. Taşınırsa hazza dönüşür. Hazzın olduğu yere korku yerleşir. Gelip geçici hazlar mutluluk yaratamaz, çünkü &lt;strong&gt;haz&lt;/strong&gt; korkuyla birlikte dolaşır. Haz ve korkuyu gelecek kaygısı büyütür. Gelecek kaygısı varsa sevebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamın, gerçeğin, dolayısıyla tasarımın derinlerinde nelerin saklı olduğu ancak kendini bilme tutkusuyla öğrenilebilir. Her an her dakika birşeyler öğreniriz. Öğrendiklerimizi gelecekte kullanmak için bilgileri, deneyimleri depolamaya çalışırız. Ancak boşuna çaba. Çünkü yaşam durmaz. Sürekli değişim geçirir. Yaşamla birlikte bilgi ve deneyim de değişir. Bilginin biriktirilmesi zihni yormaktan öte bir yere ulaşır mı? Yorgun zihin; duyarlılığın, anlık görünün, zekanın bulanıklaşmasına neden olur. Zeka ve duyarlılık birbirini tamamlar. Duyarlılık ancak bilinenin etkisinden kurtulmuş, özgür gözlemle canlı kalabilir. Eğer görme işlemi bilinen tarafından engellenmiyorsa zeka etkindir. Zeka veya içgörü engellenmiyorsa görmek ve yapmak aynı şey haline gelir. Çevre, düzen veya gerçek kavrandığında çatışma ve sevgisizlik kendiliğinden yok olur. Görmek yapmaktır. Ancak gerçeği gören sevebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek olan şu: Yalnızlıktan kaçılamaz. Herhangi bir kaçış gerçeği çarpıtır. Olanı değiştiremeyiz. Biliç olanı iyileştirebileceğini, değiştirebileceğini düşünür. Gerçeğin çarpıtılışı edinme duygusunun uzantısıdır. Bir amaca ulaşabilme çabası. Oysa hiçbir şeye sahip olmamak olağandışı bir durum. Bir kişiyi hatta bir fikri sahiplenmemek. Fiziksel olarak değil, duygusal olarak insanları, nesneleri özgürlüklerine kavuşturmak. Kişiyi, canlıyı, fikri, herhangi bir kurumsal yapıyı veya nesneyi bağımsızlaştırarak, kendimi özgürleştirmek.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-116575325322014957?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/116575325322014957/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=116575325322014957' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/116575325322014957'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/116575325322014957'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2006/12/sevgi.html' title='Sevgi...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_c5H51hzRw_4/Rx9J0k00LbI/AAAAAAAAAAo/5rCCjF9uY-0/s72-c/K%C4%B1%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-115279919336191480</id><published>2006-07-13T06:57:00.000-07:00</published><updated>2008-01-20T04:11:49.943-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Yazar:&lt;/span&gt; Yazı yazar. Neden yazar? İçlerinden bazıları Tasarlayanların çılgın hikayelerini de yazar. Düşünce girdaplarını anlatmak, iç dökmek, anlaşılmak için. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;İyi de neden? &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Anılar, aaaaaahh anılar!&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıl 1914&lt;/strong&gt;: 1. Dünya Savaşı. İlk kan nakli. Panama Kanalı nakledilmez açılır. ABD'de ilk trafik ışıkları. Büyük Savaş öncesi, çılgınca silahlanma yarışının ardından, gençler aileleri tarafından cepheye uğurlanır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;1915&lt;/strong&gt;: İngiltere’de 'Tasarım ve Endüstri Birliği’. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız İsviçre’de komşu ülkelerden insanlık dışı kıyımdan kaçan insanların kahvelerde geliştirdikleri bir felsefe olarak belirmeye başlayan hareket; 1916 yazında 'Dada' adını alır. Her türden sanat, geçmişin öncü sanatı Ekspresyonizm bile büyük savaşın dişlilerinden biri olarak değerlendirilmeye çalışılır. Dada düşünceler yer değiştirebilsin diye başın yuvarlak yaratıldığını düşünen, büyük düşünen, her şeye neden-sonuç ilişkisi içinde bakmaya çalışan beyinlerin karşısına, bebek hecelerinden türetilmiş sözcük olarak çıkar. Bir yıl sonra Dadacılar, bir galeri ve onu destekleyen bir dergi çıkarmaya başlayarak uluslararası üne ulaşır. Kübizmin önemli bir keşfi olan Kolaj; gazete parçaları, eski etiketler duvar kağıdı parçaları, her çeşit endüstri artığı malzeme olarak kullanılır. Hazır şeylerin yan yana kullanılması ile gelişen 'gerçek' şaşırtır. Dadaistler özellikle Duchamp, daha da ileri giderek seri üretilmiş hazır nesneleri güzel sanatların objeleri olarak göstermeye çalışır. 1914-25 yılları arası, tabure üzerine yerleştirilmiş bisiklet tekerleri, pisuar, tabanına çiviler kaynatılmış ütülerle endüstri ürünlerinin birer sanat yapıtı olduğu görüşünün öncülüğünü yapar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Öyleyse sanat... yanılsa...&lt;br /&gt;Yenilikçi sanat akımları. Kübizm. Sanat akademileri. Seçkinler grubu üyeleri. Kalite? Kalder: Hizmet dışına çıkmak istenmez.&lt;br /&gt;Fütüristler bile savaş naraları eşliğinde çılgın yıkımın içine balıklama dalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CRM de zamanında "&lt;em&gt;Largely under-rated in his homeland during his lifetime."&lt;/em&gt; Deme! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Birbirine benzer yaşam öyküleri. 27 ye kadar... "&lt;em&gt;lived in Port Vendres in the South of France, where M. concentrated on landscape painting."&lt;/em&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yaşarken küçümsenen. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ölmek üzere? Peşine düşülen. Vefa semtini bilir misin? Hiç uğramadın! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Yaşıyorsa dudak bükülen. Ölümü arkasından peşine düşülen. Ticaret ve Sanat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne önemi var? Mühim olan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1923&lt;/strong&gt;: Gershwin, 'Rhapsody in Blue'yu besteler. L.M. Nagy Bauhaus ekibine katılır. Le Corbusier, 'Yeni Mimari' adlı kitabını tamamlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1924&lt;/strong&gt;: Olağanüstü bir malzeme olan Plexiglas üretilir. Andre Breton, Sürrealist Manifestoyu kaleme alır ve aynı yıl Lenin dünya değiştirir. W. Wangenfeld ve C.J.Jucker, Bauhaus'da metal ve cam malzemelerle aydınlatma elemanları tasarlar. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Yirmili yılları ortalarında Marcel Breuer, Wassily sandalyesini, içi boş çelik boruları kıvırarak üretilir. Walter Gropius tarafından tasarlanan Bauhaus yeni binasına göçer. Hitler’in hasta aklı ‘Kavgam'ı yaratırken, Kafka 'The Trail'i kaleme alır. Charlie Chaplin, 'Altına Hücum’u görüntüler. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1926&lt;/strong&gt; yılı Marianne Brandt, tavan lambası tasarlarken, Alexander Calder, tel strüktürlerle heykeller yaratır. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1927&lt;/strong&gt; de Duke Ellington grubuyla New York'ta sahneye çıktığında, ilk sesli film gösterime girer.&lt;br /&gt;CRM? Londra’ya geri döner. &lt;em&gt;"For cancer treatment."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niçin boyamaya çalışırlar seni? Neden ararsın? Bulduğunda neden önemini kaybeder? Çocuklar kurtardı ya gerisi kolay. Neden kandırırsın? Neden kanarsın? Şimdi vakit nakit olmaktan çıktı. Saatler artık kolay geçmiyor. Keşke geçi, geçi verse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rennie? Evet. Onun da dünyası değişir, &lt;strong&gt;1928&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;Öyleyse yaşam sanat gibi yanılsa... &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Aynı yıl "Sabiha" toplum içine sokulmak istenir. Ancak kimi kurumlar 70'li yılların ortalarına kadar Gökçen'nin farkına bile varmazlar. Dile kolay kırk yıl.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;R.B.Fuller 'Dymaxio House'u yaratır. İtalya'da Gio Ponti: Domus Dergisi kuruluş çalışmaları. Alexander Fleming? Penisilini bulgular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anılar? Geçiverdi. Anlamadan.&lt;br /&gt;Tansiyonu çıktı. İnmezse indirilir. Nerde benim şey hapım? Daha sık unutur oldu. Şimdi düştü. Hoştu. Ama boştu. Rüzgar gibi geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hay huyu dizginleyip anlatmak isterdi. Önce anlayıp, sonra anlatmak. Sade. Sakin. Yorumsuz. Kendi halinde. Telaşsız. Sona ihtiyaç duymadan. Neyse o halde. Başımıza gelenler. Nasıl gelecekse kabullenerek. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;Yazar: &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;Yazı yazar.&lt;br /&gt;Sorgulamaz kendini;&lt;br /&gt;Ne ummuştu,&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ne buldu...&lt;br /&gt;diye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;ab&lt;br /&gt;Ekim 02, 06&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-115279919336191480?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/115279919336191480/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=115279919336191480' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/115279919336191480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/115279919336191480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2006/07/yazar-yaz-yazar.html' title=''/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-113610844955054274</id><published>2006-01-01T01:36:00.000-08:00</published><updated>2008-01-20T04:13:06.467-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım disiplini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>Tasarım disiplini...</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;29 Kasım 05, Assos&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Ali Oğulcan İlhan,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Tasarım disiplinin gelişimine büyük katkıları olmuş, öncü kişi” değerlendirmeniz bir yönüyle heyecan verici, diğer yönüyle sorumluluk üstlendirici. Yanlış anlamaya neden olabilecek varsayımları engelleyebilmek için konunun ayrıntılarına birlikte bakmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzden bakıldığında geçmiş nasıl görünüyor? Neler yapılmış? Eskiyi ve yeniyi olduğu gibi, çarpıtmadan görebilmek zorunluluk. Herhangi bir inanca kapılanmadan. Formül kurgulamaya çalışmadan, yaşananlar ‘neyse o’ halde izlenebilir mi? Ne tür “İlişkiler” yaşandı? Tasarımcı olarak ilişkilere hakim olabildik mi? Yoksa ilişkiler -ilişkiler sonraki yıllarda tamamlanamayacak doktora tezinin konusuydu - istenç dışında oluşan belirsizlikler içinde mi sürüp gitti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesleğin ilk mezunlarından olmak hoş rastlantı olması yanında, içinden çıkılmaz karışıklık içinde çalkalanmak olduğunu vurgulamaya çalışmak karamsarlık anlamına gelmemeli. Hoş rastlantı çünkü bizden önce mesleği sahiplenen olmadığı için önemli bir rekabet yaşamadık. Kaosa gelince; meslek o denli yeniydi ki ‘nasılı’ ne eğitimciler nede yöneticiler biliyordu. Acele parlatılmış eğitim programları, derme çatma derslikler, dokümandan yoksun kitaplıklar, geleceğin olağandışı başarılar yüklü olduğunu pompalayan hocalarım, prototip veya model yapılamayan işyerleri, sanatçıya nasıl davranacağını kestiremeyen işletme yöneticileri kaosu körükleyen etkenler olarak sayılabilir. Kargaşa günümüzde sonlanmış mıdır? Gelişmeden söz edebilir miyiz? Gelişmenin öncüleri var mıdır? Yoksa ‘olan’ anonim yapıda mı ilerler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesleğe atılmak üzere olduğumuz dönemlerde düşünceler özgürlük sorunu yaşıyordu. Kitleler özgürlük peşinden nereye gittiklerini bilmeden sürüklenirlerdi. Şimdi durum farklı: Özgürlükler başarıyla ölçülüyor. Düşünce dikkatle izlendiğinde başarı varsa kimsenin özgürlükten söz etmediği bulgulanır. Başarısızlık söz konusuysa, özgürlük sorun olarak çıkar ortaya ve çareler yaratılmaya çalışılır. Bizlerin gerçekleştirdiği tasarımlara başarılı, başarısız, özgür, yaratıcı önyargılarıyla bakılmaya çalışılmadığında, olağandışı yanlarının bulunmadığı gerçeği çıkar karşımıza. Dünya endüstrilerinde bu ürünlerin benzeri yüzlerce tasarımlanmış nesneye rastlamak mümkün. Belki ilginç olan bu kültürde ilk olarak tasarlanarak üretilmiş olmaları. Kanımca ilk olmak öncü olmak anlamına gelmez. Geçmiş kurcalandıkça sayısız soru çıkar karşımıza: Eğitimci yada tasarımcı olarak doyurucu ilişkiler yaşadık mı? Eğitimciler birbirlerinin olumlu olumsuz yanlarını olduğu gibi kabullenip işbirliği yapabilmişler midir? Yoksa acımasız bir çekişme mi yaşandı? Tasarımcı ve yöneticisi arasındaki ilişkiler saygı, anlayış, kabullenme, demokratik ortamlar içinde mi gelişti? Yoksa amansız ve anlamsız çekişmeler zinciri emekli olunacak günü iple mi çektirdi? Çekilmez iş yaşamı içinde debelenen tasarım yöneticisi, huzurlu aile yaşantısı içinde, tarif edilemez hazlarla gününü gün edebildi mi? Başarı ve haz yaşamda ne denli yer almıştır? Yoksa haz ve keyif sadece söylencelerde mi yer alır? Bir yerlerde sorun olduğu kesin. Ancak kaynağını bulgulamak görüldüğü gibi kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşüncelerin ve ideallerin önce yaratılıp sonra birbirleriyle mukayese ediliyor olması sorunun kaynağı olabilir mi? Sorun ‘ben’ ve dünyanın aynı şeyler olduğunu görememe sorunu mudur? Sorun karşılaştırmalar sonucu oluşan düşsel görüntülerden kaynaklanıyor olabilir mi? Sorun kimlik yaratma sorunu mudur? Sorun bencilik olabilir mi? Nefretim, kıskançlığım, saldırgan oluşum sakın dünyanın saldırganlığı olmasın? Belki de sorun, açgözlü oluşumla içinde yaşanan global kültürün açgözlülüğünün benzerlikler içerdiğini görmememde. Bu nedenler eşliğinde kendimden başka yere bakıyor olmak, kendimi sorunlar ötesinde ve üstünde görmek olsa, olsa tatlı bir düş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeryüzünün her yanında çekişme, karmaşa, savaş varken gelişimden söz edebilir miyiz? Doğanın katledilişi inanılmaz boyutlarla sürdürülürken insan kendini önemli veya önemsiz bir konuda öncü hissedebilir mi? Dünya nüfusunun katlanarak artıyor olmasını kaygısızca izleyebilir miyim? Sorunlar çığ gibi üzerimize gelirken, kentsoylu zevkleri nasıl geliştirdiğimize ilişkin öyküler yaratmaya çalışmak ne kadar gerçekçi olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun düşüncenin kendisini kıskançlığından, nefretinden, korkularından, sözde sevgisi ve özgürlük arayışından, gerekli gereksiz hazlarından kurtaramamış olmasında saklı olabilir. Çatışmaksızın aile, iş, sosyal yaşantıda düzen yaratmak; sorunsuz, zorlanmaksızın coşku ve sevinç eşliğinde tasarımlar gerçekleştirmek olası mı? Gerçek ‘olanın’ kavranmasında saklı olabilir. Olan kavrandığında duygusallığın şımarttığı özgürlük bağımlılığı sonlanabilir mi? “Olan” ; Modernizmin, Postmodernizmin geçmişin diğer akımlarında olduğu gibi çözüyormuş gibi yapıyor olmaları mıdır? Gibi yapıyor olma düşüncesi en ince ayrıntısıyla kavrandığında ne çıkar karşıma? Kökleri eskiye dayalı düşünce ve deneyimler ne yazık ki reform gerektirirler. Yeni öncüler yeni reformlar kurgularken, öncekiler tarihin çoğunlukla küçümsenen yaprakları arasındaki hüzünlü yerlerini alırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli tasarımcı, İnsanlığı ve Tasarım disiplinini bekleyen sayısız sorun karşımıza iki önemli soru çıkarıyor. Birincisi: Bunca çözümsüzlük yanıtlanmadan gelişim ve öncülerden söz edebilir miyiz? İkincisi: Eğer söz edecek olursak sohbetimiz yüzeysellik, önyargı ve duygusallıklar içinden gerçek/düş karışımı yeni kimlikler yaratmış olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.B.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sayın Armağan Birgil,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;İsmim Ali Oğulcan İlhan , İtü Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü 2003 mezunuyum. 2.5 sene Arçelik AŞ Endüstriyel Tasarım Departmanın'da çalıştıktan sonra, bu sene başlarında İTÜ'ye araştırma görevlisi olarak geri döndüm. Halen aktif olarak tasarım yapıyorum. Prof Dr. Alpay Er'in "Endüstriyel Tasarım'ın Türkiye'de Gelişimi" dersi kapsamında sizinle bir röportaj yapmak, kariyeriniz ve çalışmalarınız üzerine bir ödev hazırlamak istiyorum. Ülkemizde, endüstriyel tasarım disiplininin gelişmesine büyük katkıları olmuş, bu konuda öncü bir kişi olarak yaptıklarınızın akademik bir ortamda incelenerek gelecek kuşaklara aktarılmasının çok önemli olduğu inancındayım. Bu ders kapsamında yapılan ödevler, daha sonra makaleler haline getirilerek yerli ve yabancı akdemisyen, meslektaş ve öğrencilerle çeşitli ortamlarda paylaşılmaktadır.Eğer bana vakit ayırabilirseniz , müteşekkir olacağım.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;Saygılarımla,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;Ali O. İlhan&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;Endüstriyel Tasarımcı&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-113610844955054274?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/113610844955054274/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=113610844955054274' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113610844955054274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113610844955054274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2006/01/tasarm-disiplini.html' title='Tasarım disiplini...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-113259489710203014</id><published>2005-11-21T09:37:00.000-08:00</published><updated>2008-01-20T04:13:48.888-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım disiplini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>BİYOGRAFİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;Değerli dost!&lt;br /&gt;Birinin özgeçmişini incelemek her zaman aradığın bilgiyi karşına çıkarmayabilir. Çoğu biyografi solgun, cansız, parlatılmış bilgiler içerir. Geleneği, eskiyi, tecrübeyi yansıtan bilgi yığınları. Nerede doğdun? Kimlerle çalıştın? Neler başardın? Adının önündeki takıları ne zaman yerleştirdin? Hiçbir özgeçmiş yenilgiden, başarısızlıktan söz etmek istemez. Şirket özgeçmişleri, yenilgileri küçük aksilikler ve ‘yeniden yapılanma’ adı altında vurgulamaya çalışır. Başarılar ise uzun uzadıya anlatılır. Özgeçmiş okuyarak, hüznün, sevincin ya da o güne kadar anlam veremediğin ama akıl köşesinde yıllardır bekleyen tarif edilemez duyguların canlandığını hissetmek nadir rastlanan bir şey olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam içinde olan biteni anlama isteği tasarım kadar önemli olabilir. İzleme tutkusu -açık konuşmak gerekirse- tasarıma ayrılacak zamanı kısıtlar. Karın doyurabilme uğraşının henüz başında ‘arananın’ para kazanma telaşı içinden çıkmayacağı kanısı uyanırsa: Tasarım işiyle kazanılan paranın yarısı okuma ve araştırma için harcanır. Anlam edebiyat içinden mi çıkar? Belki sosyoloji, psikoloji, sosyal psikoloji, tasarım tarihi, bilim tarihi, sanat tarihi, düşünce tarihi, felsefe içinden yaşama anlam katacak bir şeyler bulunabilir? Yıllarca, iz bırakmış konu başlıkları ve kişiler taranır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce diplomalı tasarımcı olma fikrinin sahte bir güven duygusu aşıladığı ortaya çıkar. Profesyonel yaşam ‘ben’ duygusunu kimi zaman törpüler, kimi zaman örnek olduğu düşünülen yöneticilerin başarılarının taklit edilebileceği düşüncesi körüklenir. İlişki kurulan ya da içinde çalışılan işletmeler, eğitim kurumları, Zen gibi kimi örgütlü birlik ara sıra bir yere varılmış hissini yaratır. Sonra her hangi bir kurum, kişi veya düşüncenin ardından sürüklenmeme fikri sahte bir başarı duygusu yaratır. Orta yaşların tükenmesiyle birlikte araştırılanların bilgi biriktirmekten, düşünceyi şartlamaktan, aklı içinden çıkılmaz çatışmalar içine sürüklemekten başka bir işe yaramadığı ortaya çıkar. Deneyim biriktirerek, tecrübeler kazanarak başarı tutkusuyla sağa sola saldırarak hiç bir yere varılamadığı; izleyenin izlenmesi yaşamın anlaşılması demek olduğu; izleyenin izlenmesi sonsuza kadar sürdürülebileceği; ilişkilerin ayna görevi görebileceği; ‘Ben’ duygusunun sevgi -eş, meslek, çocuk sevgisi- önündeki önemli engellerden biri olduğu; ayrıca bütünün ‘ben’ den ayrı bir şey olmadığı; ‘Neyse o’ anlaşıldığında ya da biriktirmeden dikkatlice izlendiğinde, aklın en yetkin, sade, korkusuz, yaratıcı konumuna ulaşabileceği; bağımsızlık ve reformist çözüm önerilerinin akıl oyunları olduğu; özgürlüğün direnmek anlamına gelmediği ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca tasarımcı biyografileri kurcalamanın zerre kadar önemi olmaması yanında; detaylar yardımıyla bütünü görmeye çalışmak yerine, bütünün kavranması sonrası detayların çözümlenebileceği ortaya çıkar.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-113259489710203014?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/113259489710203014/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=113259489710203014' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113259489710203014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113259489710203014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2005/11/biyografi.html' title='BİYOGRAFİ'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-113250770170051842</id><published>2005-11-20T09:24:00.000-08:00</published><updated>2008-01-20T04:14:11.935-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım disiplini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>Yaratıcı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;‘Yaratıcı olmak’, ‘bulmak’, ‘başarmak’, ‘yenilmek’, ‘çatışmak’, ‘kaçmak’, ‘yakalamak’ diye düşünceyi bölmek yerine, ilişkiler ağı içinde sürekli yenilenen yaşamın farkına varılabilir miyim? Belki o zaman özgür olmak, keyif ihtiyacı duyup duymamak, yaratıcı olmak veya yaratım isteminin kesintiye uğraması gibi karmaşık sorunların üstesinden gelebilirim.&lt;br /&gt;Düşünce ürettiği sayısız parçalanmışlık, bölünmüşlük içinde yönünü, kaybeder. Aile, toplum ve ülkeler kendiliğinden üreyen bölünmüşlükler, tarih içinde politik, felsefi, bilimsel, teknolojik, ulusal, dini çatışmaların canlı kanıtları olarak izlenebilir. Düşünce ağır yükü altında başka birinin yaratıcılığını kabul etmek, ona hoşgörüyle yaklaşmak istemez. Çünkü kendi yaratıcılığı en üstünü temsil eder. Günümüz eğitim kurumları, tasarlayan üreten dev işletmeler, bürokrasi inanılmaz rekabet ortamı içinde, birbirlerinin sözde yaratıcılığını her fırsatta küçümseyerek varlıklarını sürdürmeye çalışır.&lt;br /&gt;Düşünce anıları hatırlar ve karşılaştırma yaparak onları düzene sokmaya çalışır. Sürekli değişen, yer değiştiren düşüncelerle varolmaya çalışır. Eskiyi terk etmeye çalışan yeni düşünce. Başarma, edinme, korunma, yenme, hepsine üstün gelme, yaratma, yaratamama düşüncesi. Diğer yandan saldırı ve şiddet, bir yere varma kaygısıyla düşünce içine yerleşiyor olabilir. Akıl yüzyıllarla öyle fazlalıklar biriktirir ve kendini öyle bir kargaşa içine sürükler ki, artık on binlerce, yüz binlerce ayrıntının mutsuzluğuna, şiddetinin kaynağı olduğunu göremez. Gerekli gereksiz bilgi, dedikodu, sürekli yer değiştiren fikir ve düşünceyle yaşamaya çalışır. Sonunda: Yeni bir hoca, yeni bir koca, yeni bir kurtarıcı, yeni bir eğlence, yeni bir hobi, bir ülke, bir dünya bulmaya çalışarak direnir. Tepki gösterir. Sıkılana kadar bulguladığı yeniye ve yaratıcılığına hayran kalıp, her fırsatta bunu dünya aleme duyurmak ister. Sıkılınca? Kağıt mendili gibi kullanır atar.&lt;br /&gt;Genellikle dış dünyamızı, etrafımızı izlerken verdiğimiz eleştirel dikkati iç dünyamıza yönlendirmeyiz. Birilerini izlemek yerine, aklın kendini dürüst bir dikkatle izlemesi, yaratım ve sözde keyif duygusunun anlaşılmasını sağlayabilir. Bir eğitimcinin veya yöneticinin kendine yapılan haksızlığa şiddetle tepki gösterirken, bölümünde, departmanında, ofisinde, işletmesinde kendisine yapılan eleştirileri bastırmaya çalışması gibi. Büyükler, hocalarım, müdürlerim çok çalışmanın, az aşınmanın şöyle ya da böyle düşünmenin, disiplinli yaşamın, bir ekip içinde uyum içinde varolmanın yeterli olduğuna inanır. Bu kısmen doğru olabilir. Sanki bizden beklenenleri doğru bir şekilde büyüklerin isteği doğrultusunda yerine getirebilirsek, her şey keyif içinde aşarak, taşarak, yaratarak gerçekleşeceği beklentisi hakim olur. Oysa disiplin tarafsız gözlemi çarpıtır. Durumu kontrol çabası ise çatışmayı körükler. Aksilik olduğunda genelde nerede hata yapıldığı düşünülür. Hiçbir zaman hatanın büyükleri de biçimleyen daha büyüklerden, yani geçmişin disiplininden kaynaklanabileceği aklımıza gelmez. Ancak geçmişin sorgulanması önümüze yeni ufuklar açabilir. Bildiğimi düşünüyorsam öğrenmeme gerek kalmaz. Eğer bilmiyorsam öğrenme kanalları açık kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafımızda olan biten, yaşadığımız şehir, ülkemizi barındıran coğrafya etrafında yüzyıllarla oluşan siyasi, ekonomik ilişkiler atalarımızca oluşturulmuş düşünce kalıpları olabilir. Olan biteni bir bütün olarak görmeden, anlamadan kişisel ilişkilerde düzen aramaya kalkmak iğneyle kuyu kazmak. Düşünce geçmiş bilgilerle yola çıkar. Seninle sevimli bir anımız varsa dostumsun. Hoş olmayan şeyler yaşanmışsa aramızda, düşman kardeşleriz. Düzen bu bilgilerle kurulmaya çalışılır. Ne derece olumsuzluklar yüklü olduğunu bilmeden tarihe, zamana güvenilir. Sözde ekonomik sistemler, toplumsal fikir akımları, yaşamı çözümlediğini savunan felsefi düşünce aynen doğada yaşandığı şekliyle önce doğar, büyür gelişir ve ardından kaçınılmaz sonla sonsuzluğa mal olur. Önemli keşiflerin hepsinde, geçmiş bilginin, o zamana kadar birikmiş bilgi yığınlarının yıkılışı yanında yeninin ortaya çıkışı izlenebilir. Kısa süreyle eski bilgi savunucuları yeniye direnir. Çeşitli çıkar ilişkileri nedeniyle eskiyi sürdürmeye çabalar. Ancak çoğunluğun kısa sürede yeniyi kabullenmesi ardından yenildikleri anlaşılır: Jung, Freud’un bazı ruhbilimsel yaklaşımını eleştirdiği için ustası tarafından aforoz edildiğini; Einstein’ın geliştirdiği olağandışı yaratıcılık ve bilimsel kanıtlarla desteklenen gözlemlerinin zamanın hocaları tarafından insafsız ve seviyesizce aşağılandığını; Jung’ı yakın çevresinden uzaklaştırdıktan sonra Freud’un kendisine inanmış olanlarla, kendini eleştirilerden koruyan bir düşünce birliği oluşturduğunu. Gurubun bağlılık yeminli yüzükler taktıklarını. Freud’un bir dönem kokain kullandığını. Günde 20-25 puro içtiğini. Diğer meslektaşlarının o zaman için uçuk kaçık buldukları bazı gerçekleri ‘ahlaksızlık’ ve ‘delilik sınırlarında’ olarak tanımladıklarını tahmin eder miydiniz? Sizce; sonuç için kendini paralayan düşünce yığınlarının bilinçaltında önce isteksizlik, sonra sıkıntı, kaygı ve ölüm korkusunu körükleyebileceği yönündeki akıl oyunlarının ne anlama geldiğini Freud çözümleyebilmiş midir? Bölerek anlamaya çalışan aklın, düşünceye sürekli yer değiştirdiğini.&lt;br /&gt;Bilen birine, bir otorite inancına uyum sağlamak yaratıcı bir eylem sayılamaz. Uyum sağlayan, itaat eden biri yaratıcı olduğundan söz edemez. Hoca, guru, kurtarıcı ya da herhangi bir otoriteyle olan ilişkilerimiz ayna görevi görerek ancak kendimizi tanımak konusunda yardımcı olabilir. Genel müdürüm, Departman Müdürüm, Fabrika Müdürüm, Pazarlama Müdürüm, ne çizip çizmemem, ne üretip neyi pazarlamam konusunda sürekli yeni bilgiler aktarmaya özen gösteriyorsa, özgür olduğu şüphe kaldırır yaratıcılığımın keyfinden söz edebilir miyim? Ya Araştırma Geliştirme departmanlarının saklı gizli mekanlarında parçalanıp incelenen rakip ürünlerin yaratıcılığımıza getirdiği yenilikler... Arabaların çamaşır makinelerinin, elektrik süpürgelerinin, uçakların, tarım ve el aletlerinin tıpkısının aynısı üretilmelerinin ve pazarlanır olmasının yaratıcılık üzerindeki etkileri... Tıpkının aynısını tasarlayıp, üretip, pazarlayarak; en yaratıcı, en keyifli çözümün tarafımızdan, ekibimizce başarıldığını dünyaya duyurmak gibi. Eğer çizdiklerim sonu gelmez alışkanlıklar zincirinin birer halkasıysa keyifli olmaktan söz edemem. Tutsak, bağımlı alışkanlıklar tarafından sarmalanmışsam, zorlanıyorsam keyif arayışım doğal bir direnme biçimi olarak yorumlanmalı.&lt;br /&gt;Yaratıcılık sözcüklerle anlatılmaya ve onlarla anlaşılmaya çalışıldığında basitliğini yitirir. Sözcükler uzayı, evreni, sevgiyi, seksi anlatmayı ne derece becerebiliyorsa yaratıcılığı da aynı yetkinlikle tanımlar. Ne az ne çok. Doygun tanım için akıl geçmişi tarayıp onda işine yarayacak bölünmüşlükleri hatırlayıp, işine geldiği biçimiyle kullanmaya çalışır. Düşüncenin geçmişe bağımlı kalışı yaşamın basitliğini hissedebilmesi önünde önemli bir engel olmalı.&lt;br /&gt;Akıl içinde yaşadığı zamanın ve mekanın sonsuzluğu karşısındaki çaresizliğini bulguladığında yaratıcılık önündeki engellerin kendiliğinden kalktığını hissedebilir. Doğanın olgun, güçlü, zamana saygılı yaratıcılığı yanında, düşüncenin şımarık yaratıcılığı. Yaratıcılık bir bütün olarak algılanmalı. O ne bir kişinin, ne bir gurubun, ırkın, kültürün, kurumun, ne de bir ülkenin malı olabilir. Yaratıcılığım dünyanın yaratıcılığı. Dünyanın yaratıcılığı bireylerin yaratıcılığı. Yaratıcılık ve tasarım kesintisiz hareket eden, değişen insan ve doğa ilişkilerinin karmaşık yapısı içinde oluşur. Düşüncenin değişimi durdurup olan biteni incelemeye kalkması ve bir sonuca ulaşmaya çalışmasıyla, varolduğunu düşündüğü düzensizliğin daha da içinden çıkılmaz bir kargaşa içine çekileceği söylenebilir. Düşünce bütün içindeki yerini ve önemini hissettiğinde, artık inceleme, araştırma ihtiyacı duymayabilir. Sözde tecrübeler adına nefes ve enerjisini tüketmekten vazgeçer. Değişim içinde zorlanmadan yaşıyor olması zaten deneyimin kendisi demek olur. Aklın ulaşabileceği en yalın, en basit yaratıcılık durumu olarak bulgulanması gereken bu durum, ‘şimdinin deneyimi’, ‘neyse o’, ‘olduğu gibi’ ya da düşüncenin şimdi içinde bulunması olarak tanımlanabilir.&lt;br /&gt;Yaşam izlendiğinde, yaratma isteminin zorunlu olduğu hallerde isteksizliğin ve direnmenin ortaya çıktığı gözlemlenebilir. Yaşam içindeki bölünmüş, parçalanmış sayısız düşüncenin birbiriyle çatışması isteksizliğin, kendini gerçekleştirememe duygusunun nedeni olabilir. Karşılaştıran, rekabet eden bölünmüş parçalanmış düşünce kendisiyle, etrafıyla kaçınılamaz şekilde çatışır. Seçmek zorunluluğu duyan, sürekli seçerek değerlendirmeye çalışan düşüncenin enerjisi tükenir ve oluşan düzensizlik içinde yaratıcılığı zedelenir. Düşünce ancak tamlık ve iyilik duygusu içinde yaratıcılığının sınırsızlığını hisseder. Oysa keyif ve haz isteğinin alışkanlık haline gelmesine aldırmayan birinin giderek artan madde bağımlılığı, abartılı istek, çarpıtılmış duygular, sürekli fikir değiştiren ilişkiler geliştirebileceğinden söz edilebilir. Düzen içinde çatışmayan sayan, seven ilişkiler yer alır. Yaşamın düzeni planlanamaz. Planlama eski bilgiyi hatırlayıp kullanmaya çalışır. Koşullanmamış, geçmişe ihtiyaç duymayan yaratıcılık ise, yeniyi zorlanmadan bulur, zorlanmadan kullanabilir. Meslek, eş, çocuk, arkadaş sevgisi söz konusu olduğunda ‘karşılıksızlık’ ilişkilerde tarif edilemez sadelik, rahatlık ve düzen geliştirebilir. İşyerinde, aile içinde bireysellikten arınmış, kıskanmayan, işbirliğine yatkın anonimlik duygusu. Yaratıcı olup olmamanın önemini yitirdiği anonimlik. Geçmişi ve geleceği önemsemeyen yaratıcı değişim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-113250770170051842?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/113250770170051842/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=113250770170051842' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113250770170051842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113250770170051842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2005/11/yaratc.html' title='Yaratıcı'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-113233830894088101</id><published>2005-11-18T10:21:00.000-08:00</published><updated>2008-01-20T04:15:10.987-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım disiplini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='insanlar tasarımcı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>Tasarım alanı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;İnsanların tümü tasarımcı. Tasarım temel etkinliğimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne yapıyorsak içinde tasarım var: Gecekondusunu kondurmaya çabalayan. Kaldırımları dinozorlar dünyası boyutlarına uydurmaya çalışan. Demiryollarından daha fazla kazanç elde edebilmek için gereksiz dönemeçleri ve başımızı politikacılar gibi döndürenler. Hayatı boyunca kendini döven kocayı öbür dünyaya keserle mi, av tüfeği ile mi göndereceğini tasarlayan. Ülkesindeki milyardan fazla insana örnek olabilmek çabasıyla, gereksinimi bezi dokuyan devlet adamının düşünce dünyası. Tasarım eğitimi almamış, ünlü bir üniversitesinin tasarıma ilişkin bir fakültesi önünden dahi geçmemiş birinin, tasarladığı ürünler, binalar ve mekanlarla dünyaya parmak ısırtması. Petrole bulanmış bir kuşu cam kutudan izlerken lanetler yağdıran, bunun yanı sıra korku filmlerindeki kanlı görüntüleri ağzının suyu akarak seyre dalan tasarımcının sıkıntılı dünyası. Çok çalışması, az aşınması, güç kullanması, ibadet etmesi, meditasyon ve yoga yapması, kütüphaneler dolusu okuduğu, okumadığı kitaplar yanında bilgiler biriktirmesi. Yüksek okullarda eğitimci olarak geçirdiği uzun, sıkıcı yıllar boyunca, öğrencilerine çözdürmeye çalıştığı birbirinden karışık tasarım problemleri ve çözüm yollarını birbirine ezogelin çorbası gibi karıştıracak kadar yaşlanan, ancak bir türlü kendisini emekli edemeyip, geleceğin genç eğitmenlerinin de kendisi gibi fosilleşmelerine manevi yardımlarda bulunması. Bulanık akıllı bizlerin ve gelişmiş, endüstrileşmiş diğerlerinin karmaşık dünyası. Kırk yıl sınırsız bilgi peşinde koşuşturan tasarımcının, sınırlı bilgisiyle öldüğünde bunu cenneti sayması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çirkin ilişkilerin, sömüren uygarlığının, sokağındaki ağacın, kendine gülümseyen yüzün güzelliğinin farkına varan. Tutunamayan. Savunmasız ama güçlü. Dirençsiz. Kolay kabullenip, kolay yadsımayan. Aşağılayan entel bir tutum yerine, sevecen bir kayıtsızlıkla gözlemleyebilen. Kayıtsızlığı nedeniyle enerjisini dengeli kullanan. Sağlığına, yalnızlığına, hakkında söylenen ya da söylenmeyen şeyler konusunda kayıtsızlığını sürdürebilen. Gelenek ve toplum yargılarıyla zedelenmiş alışkanlıklar nedeniyle duyarsızlaşmamış, kendini tasarlamaya didinen akıl da aynı alan içinde değerlendirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996, İçerenköy&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-113233830894088101?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/113233830894088101/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=113233830894088101' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113233830894088101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113233830894088101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2005/11/tasarm-alan.html' title='Tasarım alanı'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18869859.post-113172114545389489</id><published>2005-11-11T06:58:00.000-08:00</published><updated>2008-01-20T04:16:07.866-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım disiplini'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım eğitimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='a birgil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='endüstri tasarımı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yaratıcılık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım üzerine denemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='düşünce'/><title type='text'>Denemeler...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Denemeler arasında gezinmek üzere olduğunuz yazılar, yetmişli yılların başında çalkantılı ülke ve dünya olayları yaşanırken sanat eğitimine başlayan genç düşüncelerin karşılarına dikilen olaylar öyküsü. Yüz yılı aşkın sanat eğitimi veren köklü bir eğitim kurumunda biçimlenen ve çeşitli iş çevreleri içinde gelişen insan ilişkileri. Taklit ederek, sürterek, çarparak, hasar görerek, aşınarak, aşındırarak gelip geçen yıllar. Neyse o halde. Yargılayıp kınamadan. Küçümsemeden. Felsefi bir düşünceye kapılanıp, bir sonucu formüle etmeye çalışmadan. Mesleğe adımını atan ilk mezunların yaşam mücadelesi. Doktora çalışmaları içine yönlendirme cesareti yanında, dokunulamaz ilişkilerin araştırılamayacağının hikayesi. İlişkileri kurcalamanın ancak bağımsız tasarımcı kimliğiyle yapılabileceği hülyasına kapılan; kargaşa içinde yolunu bulmaya çalışırken kişiler ve kurumlar arası oluşmuş ‘yükü’ anlamaya çalışacak olan; yaşamın sıradüzenini yansıtmaya çalışan sanat gönüllüleri. Sonraki kuşaklara, mesleğin yeni üyelerine yaşananları aktarmayı görev edinen bir düşünce öyküsü.&lt;br /&gt;Teorilerin yaşamı kavrayamayacağını anlamış, uygulama uğrunda deneyim kazanayım derken kendini başka bir kaos içinde bulan; çıkış yolları ararken ansızın hiç beklenmedik bir akıl katıyla karşılaşan bir düşünce. Zaman-zaman uygulama dünyasının parasal cazibesine dayanamayan; insan ilişkilerinde geleneklerle biçimlenmiş alışkanlıkların kaynağını anlamaya çalışan; okuyarak, araştırarak yaşayan –yalnızca kendi bulgularına inanan- bir düşüncenin öyküsü. Sanat ve gerçeği bütünün bir parçası olarak görmeğe çalışan, çatışmasız bir yaşamın olasılığını savunan tasarlama inancı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18869859-113172114545389489?l=denemelerle.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://denemelerle.blogspot.com/feeds/113172114545389489/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18869859&amp;postID=113172114545389489' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113172114545389489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18869859/posts/default/113172114545389489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://denemelerle.blogspot.com/2005/11/denemeler.html' title='Denemeler...'/><author><name>gerçek</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10757198793380939102</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://3.bp.blogspot.com/_c5H51hzRw_4/TI40JZVVAkI/AAAAAAAAAIA/erREuzDXUAc/S220/IMG_3024.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
